Zuhal’in hayatından bir “koç” geçti :) Bu yazı değerleri olan insanlar için…

İşim gereği İnsan Kaynakları profesyonelleri ile röportaj yapıyorum. Hepsi çok keyifli olsa da biri hayatımın dönüm noktalarından birisi oldu diyebilirim. Şu an Cihangir’deyim. 5 yıldır İstanbul’da yaşayan ama daha önce buraya hiç gelmemiş biri olarak bugün ben değişik bir nefesi, değişik bir adımı, değişik bir gökyüzünü deneyimliyorum sanki.
Değişik ama bir o kadar da tanıdık, derinden, içimde bir yerlerde daha önce karşılaşmışım gibi…

Blogumu düzenli okuyanlar bilir ben İnsan Kaynakları alanında mütebessim yazılar yazarken gerçekten kopmam pek.
İnsanız haliyle keyifli bir dille yazmaya çalışsam da benim de inişli çıkışlı dönemlerim olmuyor değil.
İş hayatı bir kere uygulamalı stres ve kriz yönetimi dersi gibi, peki özel hayat bundan farklı mı? Tabii ki değil…
Belki de ikisini de yönlendiren, şekile sokan ortak şeylerimiz var ama farkında değiliz…

Sütaş İnsan Kaynakları Müdürü Yelda Tavlan ile insan kaynakları temalı röportajım bir anda boyut değiştirip koçluk kavramına geldi. Kendisi yeni bir heyecan olarak tanımladığı koçluğu, koçluğun insana kazandırdıklarını, neden koçluğa ihtiyaç duyduğumuzu anlatırken kafamda deli sorular moduna girmiş bulundum. 🙂 Stresimi, zaman yönetimi konusunda eksik gördüğüm noktaları, tercihlerimde kararlı mıyım çekingen mi hareket ediyorum düşüncelerimi bir anda ağzımdan kaçırıverdim. 🙂
İş ve özel yaşam dengesi üzerine derinleşen sohbetimiz koçluk hakkında küçük merak tohumları atmış oldu zihnime.
İnsanların yedi yılda bir değişim geçirdiğinden, değerlerimizin ve beklentilerimizin hangi seviyede ne durumlarda davranışlarımıza yansıdığından, tercihlerimizi değerlerimizin farkında olarak yapmadığımız zamanlarda ne kadar da mutsuz olduğumuzdan bahsettik derken beni aldı götürdü bu sohbet Deniz HÜSREV’in ellerine!

Tanışma toplantısında bu kadar içten gülmeseydi kendimi bırakmazdım sanki :)
Tanışma toplantısında bu kadar içten gülmeseydi kendimi bırakmazdım sanki 🙂

Bugün işte Taksim’den aşağı saldım kendimi. Bundan sonra koçluk seansları alacaktım, zihnimin içi Dr. Oetker reklamları gibi sorularla dolu tabii: Bana faydası ne olacak, değişik bir şey mi, psikologa gitmek gibi mi, ben mi söyleyeceğim o mu soracak, konu ne olacak, benim ihtiyacım olan ne, nasıl olacak uzanacak mıyım oturacak mıyım, neden evinde yapıyor, koçlar seansları istedikleri her yerde yapıyorlar mı, babam bu kadar güzel pasta yapmayı nereden öğrendi?

Uzatmayayım gittim işte. 🙂 Güleç yüzü kapıda karşıladı beni. Çok şirin bir koridor, aydınlık bir salon gördüm sağımda 🙂 Böyle mi geçiyorum diyecek oldum içimden kahkaha atıyorum. Şu sahne nedeniyle; 🙂

Biraz nefes aldım, bir melisa çayı içtim, ağzım tatlansın diye getirdiği çikolataları yedim. Nasıl mutluydum, nasıl heyecanlı. Sonra başladık seansa.

IMG-20150307-WA0002

Yazıda kendi seansımla ilgili çok detaya girmeyeceğim, malum çok özel ve de etkilenebileceğiniz verileri barındırıyor. Bir gün siz de koçluk deneyimlemek ve bir danışan olarak o koltuğa oturmak isterseniz özgün olsun zihninizdeki yansımaları diye görsel şeylere değinmemeye dikkat edeceğim. 🙂 #herkoyununbacağı kendine 😉 “E o zaman ne demeye yazıyorsun gavur çocuğu!” diye soracak olursanız; seans sonrası farkındalıklarıma değinmek istiyorum öfkeli kalabalık.

O koltuğa oturup nefes verdiğimi hatırlıyorum sonrası başka alemlerdeydim :)
O koltuğa oturup nefes verdiğimi hatırlıyorum sonrası başka alemlerdeydim 🙂

Gördüğünüz koltukta oldukça keyifli bir halde otururken kendimi rahat bırakmamı, kollarımı, boynumu, bacaklarımı, ellerimi sıkmadan oturmamı, derin bir nefes alıp vermemi söyledi koçum Deniz 🙂
O derin nefesi alıp verdiğim anda gözlerimden yaşların boşalacağını üç saniye önce aklıma dahi getirmezdim.
Sebepsiz, dıştan sebepsiz tabii ki…
Hiç bozmadı anı, anda kaldık. Ne hissediyordum?
Bu his nasıl bir şeydi?
Bedenimin neresinde hissediyordum?
Zihnimde neler canlanıyordu?
O hisse alan açmak, o hissi bastırmadan, görmezden gelmeden o hisse odaklanmak…

Yalnızca sorular soran şefkat dolu, anlamak için bakan güleç bir yüz vardı karşımda.
Koçlukta sıkça kullanılan bir terim anda kalmak. Doğru soruları soran biri olunca cevaplar patır patır dökülüyormuş ağzınızdan. Meğer her birey kendi problemlerini çözebileceği tüm kaynaklara sahipmiş…
Hiç aklıma gelmezdi sürekli yapmakta zorlandığım birkaç görevin benim bir değerime ters düştüğü için beni bu kadar zorladığı…

Nasıl bir his tarifi çok mümkün değil bende ama sanki ayna vardı karşımda. Beni tüm şeffaflığımla hisseden, sezen, bende olanı bana gösteren bir ayna…
Zihnimde, kalbimde bir şeyler canlanırken gözlerimin dolduğunun farkında bile olamamıştım, hatta gülümsediğimin. Gözlerimin parıldamasını fark etmemiştim.
6 yaşımda bir ayva ağacının altında şarkı söylediğim en özgür anıma nasıl gitmiştim?
Hissettiğim o şeyin adını söylediğimde daha ben neremde hissettiğimi düşünmeyi aklıma getirmemişken beni aynalayan bir koçun beni bana ne kadar iyi yansıttığına şahit olmak..

Soruna değil kişiye odaklanmak..
Bedenime, hislerime, direnç gösterdiğim şeylere, sınırlandırıcı inançlarıma bakmak bir yardımcı ile..

Seans bittiğinde kuş gibi hafiflediğimi hissetmiştim. Adımlarım yaylanmıştı, radyoda kafamı güzel yapan şarkılar çalmaya başlamıştı.
Daha çok anda kalmaya odaklandığımı fark ettim. Sanki zihnimde çarklar tıkır tıkır dönmeye başladı. Madem benim öne çıkan değerlerim bunlar, bundan sonra çok daha mutlu olmak için değerlerim ile uyumlu kararlar almaya dikkat edecektim! (Değerlerimin listesini yazıp hayat amacımı yazdık ama size söylemem 🙂 )
Zor bir karar vereceğim zaman bunun bedelini de düşünecek, o karara farklı açılardan bakmayı deneyecektim.

Farkında olduğum en önemli şey belki de kendime bazı şeyleri yapmak konusunda izin vermekte çok kıt davrandığımdı.
Daha bonkör olacaktım bundan sonra. Suçladığım bazı şeylere, direnç gösterdiğim bazı konulara hayatımda güzel bir alan açmayı deneyecektim.

Daha önceleri adını bildiğim hakkında az çok fikir sahibi olduğum bu koçluk kavramını deneyimledikten sonra fark ettim ki ister ev hanımı olsun ister öğrenci ister çok başarılı bir iş adamı/kadını olsun isterse işsiz herkesin koçluk deneyimlemesi gerekiyormuş.

Değerlerini ve hayat amacını bilen, farkında olan insanların bu dünyada başaramayacağı şey, tadamayacağı mutluluk yokmuş. 🙂

Koçum Deniz’in evinden çıkar çıkmaz radyoda çalan şarkıyla veda ediyorum size 😉 Ben şimdi evime asmak üzere o ayva ağacının çiçeklerine en çok benzeyen tabloyu bulmaya gidiyorum. 😉

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir