Zuhal’in okurZuu’hali: Kariyer 2.0 kitabı üzerine

Geçtiğimiz ay İnsan Kaynakları profesyoneli, aynı zamanda www.yetenekvekariyer.com blogunun yazarı Cengiz Çatalkaya’nın yazdığı Kariyer 2.0 kitabını Optimist’in güzel takdimi ile okumaya başladım.

Blog yazılarını ve değindiği konuları ilgiyle takip ettiğim için kitabını da büyük bir istekle okudum.
Yoğunluktan metro ve metrobüslerde okuma fırsatı bulabildiğim kitabı dün akşam Altunizade dolaylarında bitirmiş bulunuyorum. 🙂

Bu kitabı yetenek ve kariyer kavramı, insan kaynakları, blog yazarlığı ve sosyal medya alanları için çok çok çok kıymetli buluyorum.
Her seviyede çalışanın iş hayatında rehber alması gerektiği başarılı bir kitap olmuş.

kariyer 2.0 optimist  2

Blogum üzerinden her ay çok sayıda CV danışmanlığı talebi alıyorum. Aynı zamanda meslek seçimi hakkında sıklıkla görüş paylaştığımız okurlar var.
Zamanım elverdiği ölçüde bu taleplere cevap verme uğraşımı ciddi manada kolaylaştıran kitap oldu Kariyer 2.0. Sanki danışana yazmam gereken her şeyi yazmış Cengiz Çatalkaya.

optimist kariyer 2.0 optimist
Bu kitapta;

İş dünyasında iletişimin nasıl değiştini,
Kuşak tanımlarını, tahminlerini,
Yeteneğin meslekle bağını,
Geleceğin mesleklerini,
Eğitimin kariyer gelişimimizdeki yerini,
İş arama sürecinde aklımızı meşgul eden tüm soruların cevabını,
Takip etmeniz gereken danışmanlık firmalarını, kariyer sayfalarını,
Sosyal medyayı nasıl kullanacağımızı ve bu adımların bize ne kadar faydasının olacağını,
Alanında başarılı olmuş kişilerin hikayelerini,
Blog yazma ve kişisel marka hakkında ihtiyaç duyabileceğimiz tüm temel tanımları,
İnsan kaynakları ve pazarlama alanında takip edilmesi gereken blogları ve okunması gereken kitapların listelerini bulacaksınız.

Değişen iş dünyası gereği kıdemi, yaşı, kariyer hedefi ne olursa olsun herkese rehberlik edebilecek bu kitapta emeği geçen herkesi tebrik ediyor, okuma fırsatı bulabildiğim için kendimi mutlu hissediyorum. 🙂

Keyifli okumalar dilerim.

Ön Yazı Hayat Kurtarır – İş Arama Sürecinden Asansör & Soma Faciasına Uzanan Bir Yazı

Aylardır iş arıyorsun.
Mühendislik, Psikoloji, Hukuk okudun ama iş bulamadığın için Resepsiyonist ilanına başvuruyorsun.
Bilgisayar Programcılığı okudun, kasiyerlik tecrüben var gidip Bilgisayar Mühendisi ilanına başvuruyorsun.
Büro Yönetimi mezunusun, dil bilmiyorsun, gidip CEO Asistanı ilanına başvuruyorsun.
Ne düşünerek yapıyorsun bilmiyorum ama riskli bir şey yapıyorsun.
Amacım kırmak, aşağılamak, burada sana ağır bir ders vermek değil.
Ciddiye almanı istiyorum sadece bu başvuru işini.

Kariyer portalına eğitim bilgilerini girmek, herhangi bir fotoğrafını yüklemek, her alanda açık pozisyon ilanlarını görebilmek maalesef özgürce başvuru hakkı tanımıyor sana.
Bu portalları robotlar incelemiyor.

Başvurular yalnızca otomatik süzülüp en uygun adaylar görüntülenmiyor.
Öyle olsa bile dipsiz bir kuyuya taş atmış olmak değil mi alakasız, özensiz başvurun?
Başvur yazıyor diye başvuruyorsun, senin için bir tıklama meselesi ama yaptığın davranışın devamını düşünmüyorsun.
Okun yaydan fırlaması, sözün ağızdan çıkmasından çok da bir farkı yok ki bunun.
Biraz sitem ediyorum, biraz da anlamsızlık var içimde.
Seni umursuyorum sevgili insan kaynağım.
Yoksa bunca işimin içinde vakit ayırıp bu geri bildirimi yapmazdım.

yazılım uzmanı php  ikulis

Seçme Yerleştirme alanında portal üzerinden ilk aradığım pozisyondu PHP Yazılım Uzmanı. Teknik anlamda çok zorlansam da hiçbir şey beni o düzensiz CV’ler, alakasız başvurular kadar germemişti.
Açtığım CV’lerden ilkinde alanında çok ciddi uzmanlaşmış, ücret beklentisi doğal olarak abarmış bir profille karşılaşmıştım.
Ama CV’de gördüğüm fotoğraf Coşkun GÖĞEN’in fotoğrafıydı. Evet hani Yeşilçam’ın kötü karakteri, hani ‘tecavüzcü Coşkun’ olarak bilinen adam… ( Şimdi anladın mı neden yazının görseli bu amca? )
Şok olmakla sinirlenmek arasında gidip gelmiş, anı olarak saklamıştım o başvurunun ekran görüntüsünü.
O olaydan 5 yıl sonra bugün yazıyorum bunu.

Çünkü seni umursuyorum hala.
Çünkü bazı adaylar aşırı farklı hareket ediyor, bazıları aşırı özensiz.
Kimisi ön yazısını klasik bir format ile saygıdan kırılarak iletebilme nezaketi gösterirken kimisi fotoğraf ya da iş tanımını alelade eklemiş olabiliyor.

Bu konu uzar gider, ezberci bir toplum olmamıza inat ne yapman gerektiğini değil ne yapmaman gerektiğini ilerleyen dönemlerde sık sık anlatacağım. Bugün ön yazıyı neden önemsiyorum bundan bahsetmek istiyorum.

ikulis iş başvurusu

Alakasız başvurular hariç, bazı kriterlerini karşılayamadığın ilanlar görüyorsun ve başvuruyorsun.
Mesela, alanında en az 3 sene deneyimli diyor sen 2 sene deneyimlisin. Orada ön yazı devreye girsin, o 1 senelik açığı nasıl kapattığın/kapatacağını yaz.
“2 sene çalıştım ama şu şu projelerde aktif olarak yer aldım bu nedenle tecrübemin yeterli olduğunu düşünüyorum” yaz.
İngilizce seviyeni iyi diye belirtmişsin, aktif olarak kullanmıyorsun o dili, ön yazı devreye girsin, “yazışmalar ve sunumlarda sıklıkla kullanıyorum” yaz ben bileyim onu.

Farklı bir ürün grubunun satışında, pazarlamasında bulunmuşsun, uzaktan yakından alakalı bir başka ürün grubunun satışına talip olmuşsun, ön yazı devreye girsin, o ürün hakkında yaptıklarını, bildiklerini yaz.

Askerdeysen, okulun bitmediyse, kalan derslerin varsa yaz bana onları neden önünde gönderilmeye hazır form varken tek tıkla başvuru tercih ediyorsun?

Bir gün bir İşe Alım Uzmanı deneyimin az diye, askerdesin boş yere meşgul ettin diye, efendi gibi açıklama yapmadın diye kara listesine alıverir seni.
X ilanına gelen başvurulara bakarken firmanın çıktığı her ilana başvurduğunu görünce düşünmez kara listeye alır seni.
5 ay önce Muhasebe Uzmanı ilanına başvurup, bu ay Departman Asistanı ilanına başvurdun diye kara listeye alır seni.
Ertesi gün diğeri, başka bir gün diğeri…

İşsizlikten yaptığın çoklu başvuru, düşünmeden yaptığın bu hareket iş arama sürecini uzatacak ey kaynağım, yapma.

warning ikulis

Yazıyorum çünkü gerçekten anlam veremiyorum.
Yazıyorum çünkü ben açık pozisyonlarımı kapatabilmek için sayısız adayın CV’sini incelerken, ülkede işsizlik had safhada.
Yazıyorum çünkü düzensiziz.
Yazıyorum çünkü özenmek nedir unuttuk.

Temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için girdiğin iş arama sürecinde bile bu kadar özensizsen kimse seni işe almamalı. Acı ama gerçek düşüncem bu benim.

Yolda gördüğün taşa kadar fotoğrafını çekip instagram’dan retrica’dan paylaşırken, kendi fotoğrafını çektirip CV’ne eklememen çok özensizce.

Firma bilgisi ve pozisyon adını listeden seçip iş tanımını detaylı yazmaman çok özensizce.

İkamet yerini değiştirip, on yıl önceki telefon numaranı, adresini CV’nde bırakman, “kayınbabanın, amcanın oğlunun, eltinin” telefon numaralarını ikinci numara olarak vermen çok özensizce.

Ön yazıyı umursamadan sayısal loto oynar gibi, piyango bileti mantığıyla iş araman çok özensizce.

Yazıyorum çünkü dün CV’sine özenmeyen bugün iş yapış şekline de özenmiyor.

Sonra bir gün geliyor, özensiz bir işe alımcı, özensiz bir CV sahibini özensiz bir mülakat sonrası işe başlatıyor.

Sonra o özensiz çalışan, özensiz gıda üretiyor, özensiz tedavi uyguluyor, özensiz bina inşa ediyor, özensiz araç kullanıyor, özensiz ekip yönlendiriyor, özensiz bakım yapıyor…

Böyle böyle o çalışan özenli hayatlara sebep olacak kadar özensiz bir ömür yaşıyor.

Yapma yani.

Sen de umursa…

maden-iscisi-cocugunun-cizdigi-resim-ikulis-işçi-işbaşvurusu

Ofiste Yetkinlik Bazlı Mülakat Tarifi

Malzemeler

Bir adet açık pozisyon,
Eser miktarda kariyer portalı,
Aldığı kadar aday,
Bir tutam yetkinlik,
Bir demet soru,
Üç tutam cevap,

İç harcı için;
Güzel bir puanlama sistemi,
Bol bol not,
Göz teması,

Servis için;
Mülakat rapor formu,
MS Office falan

Hazırlanışı:

Açık pozisyonu bu iş nedir, nasıl yapılır, yapmak için ne gibi teknik bilgiler gerekir, fonksiyonel olarak neler gereklidir, ne gibi deneyimleri ister, nasıl bir insan bunu yapabilir, nasıl konuşsun, ne şekilde motive olsun, kimlerle çalışsın, raporlaması mı gerekir ekip yönetmesi mi, proje bazlı bir iş mi, zaman yönetimi mi iyi olsun, iletişimi mi, sonuç odaklı biri mi bu işi iyi yapar, ayrıntıcı biri mi vb. soruları ile irdelediğinde aslında eline epeyce bir yetkinlik çıkacaktır.
Bu yetkinlikleri ve tabii ki uygun soruları her aday için mülakatta kullanıp puanlamayı da bu önem derecesine göre yapınca yetkinlik bazlı mülakatı yapmış oluyorsun.

Önemli birkaç nokta var;

Mesela çıkardığın sorular hep deneyimlenmiş şeyler olsun.
Yani “Şöyle bir durumla karşılaştığın oldu mu? Sen ne yaptın? Sonuç ne oldu? Bu sonuca senin katkın ne oldu?”
Bir olay varsayıp geçmişte buna benzer bir şey yaşayıp yaşamadığını, yaşadıysa ne gibi aşamalardan geçtiğini, zorluklarla nasıl başa çıktığını sonucun ne olduğunu sorunca hedeflediğin yetkinlikleri yakalamış oluyorsun. Bir de aday benzer durumlarda benzer davranışları tekrarlıyorsa bundan iyisi Şam’da kayısı diyorum.

Niye yetkinlik bazlı mülakat yapıyoruz? Çünkü mülakatı dizginleyen bir unsurdur yetkinlik ve biz yetkinlikler çerçevesinde hareket etmezsek o mülakat bir tanışma ve etkileme sohbetine dönüşür, soruların hiçbirini cevaplatamadan adayı uğurlamak zorunda kalırız.
Bu tür durumlarda adayla ilgili olumsuz bir durum nadiren aklımızda kalır ve sonradan düşündüğümüzde adayı olumlu değerlendiririz.

Peki yetkinlikler gökten mi iniyor? Bunların bir listesi var mı? Hazır bulunur mu?
Hazır alıp kullansak evde yapmış gibi olur mu?

Şimdi, yetkinlik belirlemek oluşturulmuş kurullarca yapılabilen bir iştir. Psikologlar, işin ehli çalışanlar, yöneticiler, eğitimciler işin içine girer. İşe uygun davranışları belirler, kurumlarına uygun bir temel yetkinlik, işe uygun bir yetkinlik listesi yapabilirler. Uygun soruları sormak sana kalır.
Bir de dışarıdan bu hizmeti hazır alabiliriz. Kuruma çok uygun da olabilir, olmayabilir de. Lakin bazı işler için aranacak temel yetkinlikler konusunda yeterli olabilir bu hizmetler.
Yine de dönem dönem yapılan işin yetkinliklerini güncellemekte fayda vardır, çünkü iş dediğin zenginleşiyor, teknoloji gelişiyor, mutlaka ek yetkinlikler gelmiştir, mutlaka bazı şeyler demode olmuştur.

Sen bu yetkinlikleri revize eden grupta değilsen, alabileceğin temel bir yetkinlik bazlı mülakat eğitimi rahatlıkla yetecektir ilgili mülakatı yapmana.

ikulis net yetkinlik bazlı mülakat 2

İK’cısın referanslı CV gelir, adayı olumlu görmek baskısına kapılırsın falan. Aman, yetkinlik bazlı mülakat yap.

Bugüne kadar beden dili dendi, duruş, bakış yalan söyleme konusunda fikir verir dendi. Bunların yüksek geçerlilikleri yok. Yetkinliklerine sarıl.

İnsanlar işitsel, görsel, kinestetik hafızalarını kullanıyor olabilirler, adayın sağa sola bakmasına anlam yükleme.

Senden yaşça büyük, kıdem olarak yüksek bir adayın mülakatını sadece sohbet ederek doğru yorumlayamazsın. Yetkinliklerden kopma, yaşın, kıdemin önemi kalmasın.

Zaman her zaman baskı unsurudur. Bir soru sorduğunda aday o soruya başka türlü cevap verme eğilimindeyse yetkinlik listene bak, farklı açıdan sor. Zamanın kısıtlı olduğunu ve bu konuda adayı daha iyi tanımak istediğini nazikçe ilet. Yetkinlik bazlı mülakatlarda sorular acımasız ve nettir bu yüzden senin tavrın o oranda yumuşak, yüzün de o oranda güleç olsun ki aday agresif görmesin seni. Aksi durumda daha asansördeyken gelsin lanetler, gitsin iş bilmeyen havalı İK’cı söylemleri. Twitter’dan iki de laf soktu mu evlere şenlik 🙂

Haklı mıdır? Bazen haklıdır aday işte. Sen o kadar mülakat teknikleri eğitimi almakla övün, İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna mülakata çağır adayı, aday bir de işsiz olsun, sen de karşısında çatır çatır maaşı yatan, ücret paketi dolgun, sigortası asgariden yatmayan bir danışman ol, tabii ki hata yapma lüksün yok İK’cı 🙂 Dikkat ediver bi zahmet…

Yetkinlik sorularına yeterli cevapları aldıysan, iş tanımına uygun ağırlıklarda puanlamanı yap. Adayları puanlar ve yetkinlikler üzerinden kıyasla.
Çalışanın hazır. 🙂

(Afiyet olsun.)

En uygun adayı tercih ettiğin için başın dişin ağrımaz, vicdanın da rahat olur her zaman.
Kulakların her türlü çınlayacak, zira her işe alım sürecinin mutlaka kaybedenleri olacaktır.

Yetkinlik konusunda uygulamalı eğitim veren referanslı firmaları tercih et ki teoriden kopup işin püf noktalarını iyice öğren.Sonra kendi sorunu da yazarsın, yetkinlik fırtınanı da oluşturursun.
(Güvenilir firma istersen bana sorabilirsin, bir mail kadar yakınındayım. 🙂 )

Adaylarının mülakat salonundan gülümseyerek ayrıldığı ve asansörde sana dua ettikleri günlerin olsun. (Abarttım di mi?)

God bless you mülakatçı!

ikulis işe alım

Zuhal DURSUN

Bir free friday günü mülakata çağrıldın mı hiç? Bir his dolup içine, ne giysem diye düşündün mü hiç?

Malumunuz biz İK’cılar olarak mülakat masasının iki tarafını da ‘iyi biliriiiiz’ 🙂
Mülakat öncesi bekleme salonlarında ne çok düşünmüşlüğüm vardır bir bilseniz..
Ne zaman masanın aday tarafından mülakatçı tarafına geçtim o zaman bıraktım sadece düşünmeyi, uygulamaya da başladım daha önce tüm düşündüklerimi. Bu konu da, ta o zamanlardan kalma bir konu, bugün size de yazasım geldi.

İpek Aral hanımefendiciğim bir yazısında işverenlerin mülakat öncesi sorumlulukları olduğunu anlatıyordu. İlan içeriğinin titizlikle belirlenmesi, mülakata davet, mülakatçının ve adayı karşılayan personelin giyimi vb. konular hakkında dikkat etmemiz gereken şeyleri belirtmişti. O zaman aklıma hiç ‘free friday’ mülakatları gelmemiş demek ki hiç almamışım kendisinin fikrini..
Bu ne girizgah yahu dediğinizi duyar gibiyim. Haydi atlayın, sadede kadar atayım sizi! 🙂

Tüm İnsan Kaynakları çalışanlarına gına getiren sorudur “Mülakata davet edildim ne giymeliyim?” Ama kimse ‘free friday’ mülakatlarını ayrı tutmaz nedense..

casual_friday
Açık kadronuz var ve adayları çağırmaya başladınız. İlk mülakat, ikinci mülakat farketmez, birisi serbest giyindiğiniz güne denk geldi. Veya cumartesi mülakat yapmak durumundasınız. Sürekli serbest giyimin tercih edildiği bir firma da olabilir örneğini verdiğim. Siz şirketin uygulamasından haberdar olarak giydiniz kotunuzu, kanvas pantolonunuzu, düz taban ayakkabılarınızı, klasik bir kazağınızı. Çoğunuz iş çıkışı ya konsere, tiyatroya, sinemaya gideceksiniz ya da bir aile etkinliğine. Giyiminiz tüm bu etkinlikler için oldukça uygun. E eşofman&parmak arası terlik rahatlığında olmadığınız için mülakatta da sırıtmıyor üstünüz başınız. Peki ya adaylar?
Cumartesi günleri sokakta takım elbiseler, stilettolar, kıravatlar, gömlekler ile ‘ayağında kundura staylaaa’ gördüğüm her adaya kafamdaki baloncukta iki seçenek sunarım. “Ya nikaha gitmiştir ya da mülakata :/ ”

casua friday s
Tiyatroların fuayelerinde, sinema koltuklarında, duraklarda, metrolarda herkes en rahat kıyafetleri içinde hareket ederken adayımız maalesef kasılır durur.
Böyle zamanlar düşünmeden edemiyorum işte, ne kadar empatiğiz biz İK’cılar. İstanbul gibi uzunlamasına bir şehirde eve uğrayıp kıyafet değiştirebilmenin tüm günü öldüreceğini bile bile, ortalama yarım saat sürecek bir mülakat için adayları tüm gün o kıyafete mecbur bırakmamız ne kadar düşünceli bir davranış?

Mülakat dediğimiz zaten tek aşamalı bir şey değil. Adayı davet ederken hafta sonu serbest giyim uygulamamız olduğunu, bu bağlamda dilerlerse resmi giyinmeyebileceklerini iletsek, işveren markamız üzerine empatik ve samimi bir etiket eklemiş olmaz mıyız? Bu durumu adayı daha iyi tanıma, farklı durumlarda adayı gözlemleme imkanı olarak düşündüğümde uygulama daha da bir mantıklı geliyor bana. Abartı kıyafet tercihleri, aşırı spor görüntüler, adayların free friday/business casual hakkında hiçbir fikirlerinin olmaması da mülakatımızın sonucunu etkileyebilecek veriler sunar bizlere. Kıyafet serbestisi sunmanıza rağmen ısrarla resmi giyinip gelen adayın da mülakatçıya verdiği mesajlar vardır hem. Klasik işe alım kurallarına illa riayet edilecek ise; diğer görüşmeyi hafta içi bir güne vererek adayın resmi profilini de gözlemlememiz mümkün olacaktır.

Çağrı merkezinde eğitim verdiğimiz bir gün eğitimcimiz “Nasıl giyinirseniz sesinize, tavrınıza o yansır, sesiniz de öyle çıkar.” demişti. Belki bu felsefe ile adaylarımızın iki mülakat halini kıyaslamaya başlar, gözden kaçırdığımız yanlarına ulaşmayı da başarabiliriz.
Velhasıl: Deneyin derim bir şey kaybetmezsiniz.

 

Casual-Friday-Penguin

İçimin Zuuu’hâli (bazı bloggerlar dipnot da der buna): Yazılımcı & tasarımcı kadrosuna bile takım elbise giyinme şartı koyup, müzik dinlemelerini dahi yasaklayan işveren zihniyetleri; sizi ayrı tuttum yine, siz takılın öyle. 😉

Zuhal DURSUN