Bir canavar yetiştirmek… Süt ve harçlık dışında her şey…

ozgecanaslan

Kadın umudu arkasına alıp dik durdukça gazete manşetlerinden silinecek mağdur isimler… Kadın gerçek bir anne olunca ne kalbi, ne bedeni incitemeyecek sözde erkekler.
Şiddet hayatın her yerinde, taciz, aşağılama, mobbing derken normalleştirme çabası sarmalamış dört bir yanımızı. Otobüste, ofiste, apartman boşluklarında normalleştirme kol gezerken uyanık olmak lazım tüm insanlık adına.

Sütünü harçlığını verip uğurladığın masum evladının biber gazı bile durduramadıysa bu pisliği, ona süt ve harçlık dışında her pisliği vermiş bir ailesi var demektir.

Anne olamamış bir anne, baba olamamış bir baba…

Bir canavar yetiştirmek bu kadar normal çünkü onlara göre…

Dipnot: Koca şiddetinin gölgesinde ancak bu kadar anne olmasına izin verilen, gidecek kimsesi, derdini anlatabilecek kimsesi olmadığını düşünen çaresiz bir kadın ancak bu kadar annelik yapabilir belki.
Anne benim oğlumu bu hale getiren çok etken var demiş, haklı görmüyor, onaylamıyor, üzgün…

Parmaklar yine bir erkek şiddetini gösteriyor.

CEOnun arabası var güzel mi güzel… Nedir bu motivasyonun anahtarı?

Gönül ister aradığını hep mi bekler hiç mi bulamaz…
90lı yılların dillerden düşmeyen Mustafa Sandal şarkısını Mahsun Kırmızıgül coverı ile söylerken buldum kendimi. 🙂
Gündemimde ne mi var? Tabii ki motivasyon.

Ücretin motivasyona yetmediği yerde yan hak dediğimiz şey devreye giriyor. Yemek, ulaşım, sağlık sigortası, cep telefonu, hayat sigortası, esnek çalışma saatleri, bireysel emeklilik, telefon, spor salonu üyeliği, kurum çalışanına özel indirim uygulamaları derken yaratıcılıkta sınır tanımayan versiyonlarının da uygulandığını görmek mümkün.

İster işe alım sürecinin son aşaması olan teklif değerlendirme aşamasında ister çalışan performansının ve bağlılığının ortaya çıkacağı her alanda bu yan haklar çalışanlar açısından ister istemez kıyas ediliyor.
Adaylar tekliften dönüyor, çalışanlar İK’nın hiç öngörmediği bir sebepten rakip firmaya geçiyorlar.
Bu tercihlerin çoğunda da yan haklar oldukça etkili oluyor.

“Hangi yan hak üzerinde iyileştirme yapsak çalışan motivasyonunu daha etkin bir şekilde artırabiliriz? Üst düzey yöneticilere ne yapsak motivasyonları & bağlılıkları artar?” sorularına katkı sağlayacak bir araştırma yapılmış.

premium-kiralama-ust-duzey-motivasyonun-anahtari

Ipsos tarafından yürütülen bu araştırmaya, Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin yöneticileri ile İnsan Kaynakları yetkilileri katılmış. Sonuçları İnsan Kaynakları Zirvesi’nde 12 Şubat 2015 saat 17:00 de Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda Ayşe Arman’ın moderatörlüğü ile Borusan Otomotiv Premium Kiralama Genel Müdürü Kağan Dağtekin “Üst Düzey Motivasyonun Anahtarı” oturumunda değerlendiriyor olacak.

Araştırma sonuçlarını dinlemek isterseniz aşağıdaki linkten ücretsiz kayıt yapılabiliyor.

http://www.premiumkiralama.com/premium-kiralama-ust-duzey-motivasyonun-anahtari.aspx

12 Şubat / 17:00
İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası
Kongre ve Sergi Sarayı
Rumeli Salonu

Zirvede görüşmek üzere!

İş hayatı ve duygular üzerine karalamalar…

Pek çok İnsan Kaynakları çalışanı 16 PF envanteri gereği ölçümü yapılan 16 kişilik özelliğini bilir.
Grupta olma isteği, problem çözme, amaçlarını gerçekleştirme, baskınlık, spontanlık, kuralları sorgulama, sosyal girişkenlik, mantık veya duyguyu kullanım, başkalarına güven, soyuta odaklılık, kendini ifade etme tercihi, kendini sorgulama, yeniliğe açıklık, karar verme tarzı, mükemmeliyetçilik, gerginlik gibi özelliklerin seviyeleri belirlenir ve işe yansıması yorumlanır.

olumsuzluklardan etkilenme iş yeri

Adayın yaşadığı bir travma tüm bu kişilik özelliklerinin seviyesini değiştirebilir ve bu davranış değişiklikleri belli bir dönem de olsa çalışma hayatına yansır.
Grupta olma isteği yüksek olan bir aday çalışırken birden kendini ekipten çekebilir, hiç beklenmedik şekilde baskın davranabilir, amaçlarını gerçekleştirme oranı en düşük seviyelerde çıkabilir…
Olabilir yani böyle şeyler.
O yüzden bazı izinler iş hukukunda yer alır, o yüzden gelenekten doğan bazı izinler vardır.
Mazeret izinleri en çok bu zamanlarda devreye girer.
İnsan olarak çalışmanın en büyük artısı düşünmesi, yeni fikirler üretebilmesi, enerjisi ve iletişim yeteneği ile işleri en verimli şekilde yönlendirebilmesiyken en büyük riski de olumsuzluklardan etkilenmesidir.
Özel hayatında yaşadığı bir durumun işine yansıması ölüm, doğum, evlilik gibi durumlarda hep hesaba katılır.
Hastalık, raporu alınabilen bir durumdur.
Ama sevgiliden ayrılma izni, boşanma izni, tut ki karnım acıktı/anneme küstüm/tüm şehir bana küstü/ bir kedim bile yok/ anlıyor musun/ hadi gülümse izni yoktur hukuken.

soğuk bir avrupa ülkesinde kahve içme izni

İşveren alışıktır ölümde, doğumda, evlilikte izin vermeye.
Ya diğer duygular?
Gerçi bunlara maksimum bir gün sınırı koymak ne kadar doğru…
Babası öldü diye kimse 3 gün sonra kendini toplamak zorunda değildir.

Ne bileyim başka izinler olmalı iş hayatında bence.

Upuzun çayırlarda yalın ayak koşmak izni,
Hiç kimsenin bilmediği bir tepede içindeki tüm sorguları haykırmak izni,
Bir deniz kıyısında mektupları, resimleri yakmak izni,
Dizlerini çekip karnına, anne karnındaki masumiyetini hissetmeye uyumak izni…

Olmalı / olmalı / olmalı / olmalı/ yaşamın bir anlamı olmalı…

Zuhal’in okurZuu’hali: Kariyer 2.0 kitabı üzerine

Geçtiğimiz ay İnsan Kaynakları profesyoneli, aynı zamanda www.yetenekvekariyer.com blogunun yazarı Cengiz Çatalkaya’nın yazdığı Kariyer 2.0 kitabını Optimist’in güzel takdimi ile okumaya başladım.

Blog yazılarını ve değindiği konuları ilgiyle takip ettiğim için kitabını da büyük bir istekle okudum.
Yoğunluktan metro ve metrobüslerde okuma fırsatı bulabildiğim kitabı dün akşam Altunizade dolaylarında bitirmiş bulunuyorum. 🙂

Bu kitabı yetenek ve kariyer kavramı, insan kaynakları, blog yazarlığı ve sosyal medya alanları için çok çok çok kıymetli buluyorum.
Her seviyede çalışanın iş hayatında rehber alması gerektiği başarılı bir kitap olmuş.

kariyer 2.0 optimist  2

Blogum üzerinden her ay çok sayıda CV danışmanlığı talebi alıyorum. Aynı zamanda meslek seçimi hakkında sıklıkla görüş paylaştığımız okurlar var.
Zamanım elverdiği ölçüde bu taleplere cevap verme uğraşımı ciddi manada kolaylaştıran kitap oldu Kariyer 2.0. Sanki danışana yazmam gereken her şeyi yazmış Cengiz Çatalkaya.

optimist kariyer 2.0 optimist
Bu kitapta;

İş dünyasında iletişimin nasıl değiştini,
Kuşak tanımlarını, tahminlerini,
Yeteneğin meslekle bağını,
Geleceğin mesleklerini,
Eğitimin kariyer gelişimimizdeki yerini,
İş arama sürecinde aklımızı meşgul eden tüm soruların cevabını,
Takip etmeniz gereken danışmanlık firmalarını, kariyer sayfalarını,
Sosyal medyayı nasıl kullanacağımızı ve bu adımların bize ne kadar faydasının olacağını,
Alanında başarılı olmuş kişilerin hikayelerini,
Blog yazma ve kişisel marka hakkında ihtiyaç duyabileceğimiz tüm temel tanımları,
İnsan kaynakları ve pazarlama alanında takip edilmesi gereken blogları ve okunması gereken kitapların listelerini bulacaksınız.

Değişen iş dünyası gereği kıdemi, yaşı, kariyer hedefi ne olursa olsun herkese rehberlik edebilecek bu kitapta emeği geçen herkesi tebrik ediyor, okuma fırsatı bulabildiğim için kendimi mutlu hissediyorum. 🙂

Keyifli okumalar dilerim.

Biricik İK gazetemiz Hürriyet İK’nın 19.yılında 1000.sayısını kutladık.Benim için Hürriyet İK Demek…

Geçtiğimiz hafta Zorlu Center’da Hürriyet İK aşıkları toplandık, 1000.sayıyı kutladık.

Açılışı Serdar Devrim konuşmasıyla yaptı, en az yazdığı kadar güzel konuştu adamım. Doğrudan girdi konuya, kısa, öz anlattı 1000 sayı hikayesini.

serdar devrim açılış konuşması

Sonra Ayşe Arman arz-ı endam eyledi. Bir ay içinde 2. kez canlısını görmüşlüğüm var, kalbi güçlendirir bir kadın. O varsa kahkaha var. Evrim Kuran ile Y kuşağı hakkında mini bir röportaj yaptı. Güldük, eğlendik, sağlam ve net cevaplar aldık.

atarlı ergen y kuşağı

valla dükkan y kuşağının

tornaya sokmadan kuşak farkını kapatmak

özel yaşam dengesi

Sonra BLAM seyri için oturduk koltuklarımıza. Müthiş bir performans izledik. Sıkıcı iş hayatını biraz keyiflendirmek isteyen 4 çalışanın sözsüz sahne performansına hayran kalmakla birlikte çok duygusal, çok derin buldum. Pek çok aksiyon, akrobasi ve komedi unsuru olmasına rağmen iş hayatının gerçekliklerini yansıtmışlar diye düşünüyorum. Yalnızca “damacana”yı konumlandıramadım gerçek hayatta. Ne bileyim çok da zorlamadım, malum damacana ve aşk çok da alışık olduğumuz bir şey değil. 😉

IMG_3130

19 yıl 1000 sayı… Dile kolay ama zihnime zor geldi. Düşünüyorum düşünüyorum benim tanışıklığım ne kadardır diye, 2005’te okumuşum ben ilk kez. Üniversite yılları. İnsan Kaynakları Yönetimi bölümünde öğrenim görürken ki o yıllar neredeyse bilgisayar ve internet kıtlığı çektiğim inanılmaz bir döneme denk gelir, hocaların verdiği kitapların dışında ne okusam da güncel uygulama görsem sorusunun cevabı olmuştur kendisi. Teoriler iyi hoş ama uygulama yapmadan, görmeden iş hayatına girince duvara çarpacağım diye düşünüyordum ki her hafta yanıma yoldaş oldu bu şirin gazete.

O zamandan bu zamana 4 farklı sektörde İK alanında çalıştım, her konuda beslendiğim bir gazete oldu Hürriyet İK.

Eğitime bakış açıları, insan kaynaklarının geleceği, trendler, yeni yöntemler, çalışan psikolojisi, işveren markası, kuşaklar derken eksik ne yanım varsa tamamladı sanki. 1000 sayı değil yüzlerce bin sayı basılsa her birinde yeni bir şey öğreneceğimden zerre şüphem yok. Nice yılların olsun Hürriyet İK! 🙂

hürriyet ik oy moy

Benim için Hürriyet İK demek pazar günü erken uyanıp büfeye gitmek demek.
Yorgunluktan, öğleden sonraya kadar uyuduğum pazarlar stresle uyanıp acaba bitmiş midir diye söylenerek giyinmek demek.
Impostor sendromu, yıldız tuşu sendromu, sosyal fobi, 50 yaş sendromu ne demek bilmek demek.
Biriken Hürriyet İK’ların iş arkadaşları tarafından da okunması için 2 ayda bir topluca ofise taşınması demek.
Ankara’da yaşarken her pazar “Anneee hayat İstanbul’da, zirveler İstanbul’da, eğitimler İstanbul’da, İnsan Kaynakları İstanbul’da ben neden buradayım!” demek. ( Ay resmen İstanbul’a yerleşme sebebim! 🙂 )
Kahvaltı sonrası gazeteyi masaya serip okumak demek, yazıların fotoğrafını çekip sosyal ağlarda fikrimi eklemek demek.
ufuk tarhan hürriyet ik sosyal medya

Atamalar, terfiler demek.
Yaratıcı ilanlar, ödüller demek.
Provoke etmek demek, sektörleri yürütmek, farkındalık katmak demek.
İş cinayetleri demek, istatistikler demek, insan hakları demek.
Sektöre yeni girenler, kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları, ilanlar demek.

Ne bileyim Hürriyet İK sayfa sayısı azalınca ülke ekonomisi kötüye gidiyor bile olabilir. 🙁
Akrabalarıma, eşe dosta çalıştığım departmanı bin farklı şekilde anlattığım halde “Haa halkla ilişkiler yani” tepkisini aldığım bir dönemde bu işin gazetesini çıkarmış adamlar. Helal olsun Hürriyet İK.
Güzel şey yani Hürriyet İK.
Siz basın, biz okuruz. 😉

Hürriyet Tecrübe Enerji 1000 sayı Terfi

İnanıyorum öyleyse yaparım! İşte başarılı olmanın tek sırrı bu bence…

Selam, günlerdir ilham yağıyor tepeme.
Başarılı sonuçlanmış her işi çaktırmadan incelerken buldum kendimi.
Başarısız olan işleri de gözlemliyorum kendimce.
Belki bu düşüncemin şiddeti insandan insana değişir. Bazısı kolay inanır, bazısı inandığı şeyleri çok da sorgulamaz, inanmak istediği için inanabilir.

Ama her işte inanmak esastır bence.

Lafı fazla uzatmıyorum, inanmak demek o işe adamak demektir kendini, zamanını, dikkatini.

Bir işin neden yapılması gerektiğine inanırsan yaparsın.
Bir şirketin işveren markasına aşık olmuşsan o işi sorgulamaz yaparsın.
Bir yöneticinin üslubuna, iş aktarımına hayransan o işi çok daha iyi yapmaya çalışır başarırsın da.
Bir işin nasıl yapılması gerektiğini düşünüyorsan, o iş öyle başlamamışsa yapmayabilirsin.
Düzeltmek çok zahmetli olabilir, düzeltmek gerektiğine inanıyorsan düzeltir öyle devam edersin işe.
İnanmadığı halde o işi pozitif sonuca götürmüş her çalışan biraz rol yapmıştır.

inanmak
Rol yapmaya gerek var mıdır?

Bence yoktur. Çünkü rol yapan çalışan çatışma yaşar.

Çatışma boyutu arttıkça hem kendisi için hem de şirket için zararlı hale gelir.
Eğer bir şirketin var olması, yaptığı işin devamlılığının sağlanması o şirketin sahibi kadar sizin için de geçerli bir sebep ise inanmışsınızdır, gelen işi pozitif çıkarırsınız.
Eğer yukarılara gitmeye gerek yok, ben kendi çarkıma bakayım diyen bir çalışansanız size gelen işi yapmak için nedenlerinize odaklanırsınız.
Eğer iş sizin inancınız ile örtüşür şekilde geldiyse daha bir adanmışlıkla yaparsınız ve pozitif sonuç alma ihtimaliniz o kadar yüksek olur.

Çalışan ve şirket uyumu bu demektir bence.
Şekerin zehir olduğunu düşünen birinin çikolata- bisküvi fabrikasında çalışması tabii ki de rol çatışması yaşatır.

Diyeceğim o ki :

Pozitif sonuçlanan her iş bir adanmışlık içerir. Adanmışlık da ancak işi yapanın inandığı değerler ile hayattan beklentisi ile örtüşüyorsa gözlemlenebilir. Aksi durumda pozitif sonuç almaya çalışmak yüzme bilmeyen birinin suda çırpınışı olsa gerek.

Terfi TV – 2014 PERYÖN Kongre’den Keyifli Röportajlar

Avrupa’nın en büyük insan kaynakları kongresinden eğlenceli ve renkli görüntüler.
Terfi, her cumartesi saat 12:30’da Bloomberg HT’de. İster aday ol, ister İnsan Kaynakları Profesyoneli, bu programda senlik çok şey var. 😉

Videodaki İK bloggerları: Zuhal DURSUN, Artemiz Güler (artemizguler.blogspot.com.tr), Aydan Çağ (aydancag.com), Seda Küçük (www.sedolinka.com), Ali Cevat Ünsal (alicevatunsal.wordpress.com) ve Nilüfer Koçyiğit (niluferkocyigit.com)

Videyou izlemek için fotoğrafa tıklayınız.
Videyou izlemek için fotoğrafa tıklayınız.

“Bunlar hep kendin gibi olmaktan” dedi… İKulis artık PERYÖN ödüllü bir blog :)

Hiçbir şey için bir hafta sonra teşekkür ettiğimi hatırlamıyorum.
Aslında twitter, facebook, e-postalar falan derken parça parça teşekkür atıştırmaları yapmam minnet duygumu bastırmış olabilir.
Eğitim ve çalışma hayatının birleşmesi yoğun kılıyor insanı ne yalan söyleyeyim. Ertelemeye meyyalim vallahi dersten diyor, affınıza sığınıyorum. (atıf için tıklayınız: ekşi şeyler :))

kazandı değil mi ikulis peryon blog ödülü 1.si 2014

Dinginlikle yazıyorum bu akşam…
Dersim iptal olmuş, sinmişim salonda bir köşeye, Peryön Blog Ödülleri heyecanımın üzerinden bir hafta geçmiş, keyifliyim. 🙂

Dört yıla yakın takma isimle içimi döktüğüm blog formatımı geçen yıl Peryön İK Blog Ödülleri nedeniyle değiştirdim. Tam bir yıl sonra o 1.lik ödülü geldi kondu günlüklerimin arasına. 🙂

Çocuk zuzu günlüğü - Genç zuzu günlüğü - 20li yaşlar günlüğü ve insan kaynakları günlüğü peryön 2014
Çocuk zuzu günlüğü – Genç zuzu günlüğü – 20li yaşlar günlüğü ve insan kaynakları günlüğü Peryön 2014

Neden mi blog yazdım?

İnsan Kaynakları Yönetimi’nden yeni mezun olmuş, iş hayatına atılmış taze bir kan, her şeyin kitaplarda yazıldığı gibi olacağını düşünen çömez ama firmalara İnsan Kaynakları Yönetimi sistemi kurmayı teklif edecek kadar cevval bir İK’cı idim o zaman. Ankara’da çalışırken bir mülakat daveti aldım İstanbul’dan. Kalktım geldim lakin ne duyayım: “Sizinle mülakat yapacak çalışanımız yıllık izne ayrıldığı için bla bla bla…”
Sanki dilimi tuttular neden bilmem hakkımı savunamadan kendimi Esenler Otogarı’nda otobüslere bakarken buldum. O gün kendime ne kadar kızdığımı hiç unutamıyorum. Eleştirmek, hak savunmak, bu böyle olmaz bak bunun doğrusu budur demek insanın içini huzurlu kılıyormuş böyle fark ettim. O günden beri bunun kat kat fazlası saçmalıklar gördüm İnsan Kaynakları alanında. Güzel deneyimlerim de oldu. Hepsini elimden geldiğince eleştirdim, yazdım, çizdim, öneriler getirdim. İKulis işte bu tür deneyimlerin sonucunda var oldu. 🙂

PERYÖN 2014 İK BLOG YARIŞMASI 1.Sİ zuhal aslan

Yarışma sonrası jüri üyeleri ile sohbetimde “Neden İKulis’i seçtiniz?” sorusu şu yanıtları buldu:

* Üslubunu keyifli bulduk, okurken hiç sıkmıyor.
* İnsan Kaynakları profesyoneline de, İnsan Kaynakları hakkında en az bilgi sahibi olan çalışana da bir şeyler katabilecek içeriklerin olduğunu gözlemledik.
* Görsellerin özgün, orijinal konu çok.
* Eleştirel bakışın güzel noktalara değiniyor, ülkemizdeki İnsan Kaynakları çalışanlarının bu eleştirileri duymaya ihtiyacı var.

Ne mutlu bana ki hayat kulağıma hep bir şeyler fısıldamış, hep duyduğum şekilde yansıtmışım o fısıltıları.
Ne mutlu ki hep doğru insanlara doğru zamanlarda doğru değerler vermiş, doğru şeyler söylemişim.

ikulis oyunun kuralları PERYÖN BLOG ÖDÜLLERİ CAPS 2014

2014 Ekim itibariyle oylamaların yapıldığı 15 günlük dönemde heyecan ve stresten çok; mutluluk duyduğum bir uğraş oldu yarışmayı duyurmak. O günlerde teşekkür etmem gereken insanları etiketledim yavaş yavaş. 🙂

Yarışma boyunca en stresli geçebilecek dönemi caps fikri ile keyifli hale getirdiği için Türker Okay’a (www.turkerokay.com),

Kendi görsellerimi hazırlarken hiç beklemediğim anda benim için hazırlanmış caps yağmurlarına tutulmama sebep olan kardeşlerime ve arkadaşlarıma (İsimlerini tek tek ‘caps’lerde belirtiyor olacağım, emekleri çok çok büyük! Ayrıntı için : http://www.ikulis.net/peryon-ik-blog-yarismasina-nasil-hazirlandim/),

Yarışma boyunca bilgilendirme ve yönlendirmeleriyle bloggerlara yardımcı olan Özlem Helvacı ve Eda Dağdelen’e,

Bu kadar güzel gerekçelerle beni tercih eden tüm jüri üyelerine,

linkedin NBS recruitin gencoorkun

Beni besleyen, espritüel yapımı koruyan, şekerden yapılmış patronlarım Ahu Bade Nilgün, Senem Erdoğuş ve Nuran Taşhan’a,

Yarışmada ilk 10 blogun belirlenmesi için oylamaya katılan tüm destekçilerime,

Her yazıda, tweetlerde, tüm konuşmalarında benden “birincimiz”, “gönlümüzün birincisi” diye bahseden diğer İK blogger arkadaşlarıma, (hem destekleri hem de sevgi ve dayanışma esaslı bir ekip olduğumuzu gösterdikleri için!)
Ayrıca yarışmada finale kalan arkadaşlarım Ali Cevat Ünsal (alicevatunsal.wordpress.com) ve İbrahim Babadağı’nı (wwww.banaisbul.com) bir kez daha tebrik ederim 🙂

ik bloggerları 2014 peryön kongre ilk gün akşamı

Bana yazmanın güzel bir ifade şekli olduğunu daha ilkokul çağımda öğreten, ilkokuldan beri günlük yazmama ve tüm o günlükleri saklamama vesile olan, ödül aldığımı duyar duymaz şehir aşıp gelen canım annem ve babama,
Bana yazmanın güzel bir ifade şekli olduğunu daha ilkokul çağımda öğreten, ilkokuldan beri günlük yazmama ve tüm o günlükleri saklamama vesile olan, ödül aldığımı duyar duymaz şehir aşıp gelen canım annem ve babama,
Törenin ertesi sabahı "ödülü ben mi aldım yoksa rüya mıydı" diye salona gidip kontrol yapacak kadar beni heyecanlandıran Peryön'e,
Törenin ertesi sabahı “ödülü ben mi aldım yoksa rüya mıydı” diye salona gidip kontrol yapacak kadar beni heyecanlandıran Peryön’e,
Ertesi gün çalıştığım ofise elinde pastası ile "Burada ödüllü bir blogger varmış!" diye bağırarak giren sevgi yumağı Genco Orkun Genç'e,
Ertesi gün çalıştığım ofise elinde pastası ile “Burada ödüllü bir blogger varmış!” diye bağırarak giren sevgi yumağı Genco Orkun Genç’e,
İkinci gün kongreye katılamayan ama ödülü alır almaz beni  "Bunlar hep kendin gibi olmaktan" cümlesi ile tebrik eden hayatı okuma gözlüğüm Ahmet Eryılmaz'a,
İkinci gün kongreye katılamayan ama ödülü alır almaz beni “Bunlar hep kendin gibi olmaktan” cümlesi ile tebrik eden hayatı okuma gözlüğüm Ahmet Eryılmaz’a,

Türk Dil Kurumu’na, SpongeBob’a, Richie Rich’in hizmetçisi Irona’ya, Yeşilçam’ın kötü yüzü Coşkun Göğen’e, Lannister ailesine, Juliette Binoche ve Krzysztof Kieślowski’ye, izlediğim tüm filmlere, dinlediğim şarkılara, okuduğum kitaplara, bloguma ve hayatıma renk katan her şeye, kendimi linkteki gibi hissetmeme neden olan herkese her şeye çok teşekkür ederim! 🙂

https://vine.co/v/OiH9rqMu2i6

Her günlük bir amaca hizmet eder :)
Her günlük bir amaca hizmet eder 🙂