Sence neydi ProvokatİK? Arkadaşımız Zuhal mutfaktan bildiriyor, sendeyiz Zuhal :)

Ö hö öhö..
Yine zor şartlar altında bir haber daha yapıyorum.
Bir elimde kış çayı, bir elim twitterdan zirveye laf yetiştirmede, ruhum sahnede dans ediyordu ama bedenen evimin mutfağında katıldım zirveye.

Blogger kontenjanından haberdar olmadığımdan niyet ettim ana oturumları izlemeye.
(www.pozitiftv.com hastaya şifa gibi geldi ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum kendilerine. Çok ince bir hareket, severim düşünceli insanları 🙂 )

Bence neydi..

Bir kere güzel bir his, pozitif bir çerçevesi var zihnimde.
İsmi çok zor, zaten insanlar provokatif demeyi bilmiyordu, yerine provakatif derlerken bir de provokatİK çıkardılar başımıza.
Ama değişik olmuş işte.
Balıklar filan..

Bu da benim balığım :mutfakta zirve

Sarı balıkların içindeki mor balık ve ProvokatİK kelimesinden bile başlı başına bir yazı çıkar aslında.
Zirveyi özetlemiş, önümüze koymuş adamlar işte anlayın diye.

Saat 09:00’u geçiyordu süt mü ısıtayım, zirve izlemek için salona düzenek mi kurayım dediğimde.
Düzeneği mutfağa kurmayı tercih edince açılış konuşmasını kaçırmamış oldum lakin ki tüm günüm burada geçti o da bana fark oldu :S

Alper UTKU setresiyle arz-ı endam eylerken açıkladı ki bu zirve sadece İK’nın fonksiyonel gözüyle bakmıyormuş, hepimiz birer lidermişiz o sebepten farklı bakış açılarıyla zenginleşmiş bir zirveymiş.
– İyi, güzel alıyorum bunu!

Didem TEKAY maşallah ‘Cemalnur Sargut ”styla’’ zarif zarif anlatıyor balıkların içindeki mor balığı. 🙂
Farklı bakış açıları diyorlar. Dünya’da neler oluyor, önceden anlamlandırma ve çağrı diyorlar.
-Benim zihnimde Cem Yılmaz’ın Gana Temsilcisi : ‘Kenya Kenya noluyo, dünyada nooluyo?’

Farkındalık diyorlar.
76 kişi konuşacak diyorlar, 2 binden fazla ziyaretçi var diyorlar.
Heheytt diyorum, ballı süt harikasın.

Diğer bloggerlar da ben de azimle çalşıyoruz. Aman anlık takip edilsin zirve twitterdan.
Konuşmacılar daha noktayı koymadan tweetler uçuşuyor havalarda. 🙂
Konuşmacıların ağzından çıkan her şeyi havada kapan mavi kuşlar olarak dinleme, öğrenme ve paylaşma arzumuzu takdir ediyorum resmen.
Firmaların çalışan bağlılığı çalışmaları yaptığı dönemlerde aslında ilişki kalitesine bakılsa diyor Didem Hanım, ne güzel olur diyor.
Yazarlar çıkıyor sahneye, John, Charles, Adam..
Bir şeylerin farkına varmışlar, siz de varmalısınız diyorlar.
Değişim gerekli, devrim güzel his, kadın değişimdir, erkek güç, kadın sevgidir, kadın farklı bakış açısıdır, güçle sevgi beraber olmalıdır, birlikte kullanılmalıdır diyorlar.
Farkındalık çerçevesini oluşturuyorlar.
Yusuf AZOZ çıkıyor bir ara, sempatik adam istihdam endeksinden bahsediyor. Kariyer.net verileri her zaman güvenilir gelmiştir bana.
Alex, Nigel, Haridimos geliyor, Atatürk, Kenedy, Mandela ve Muzaffer Şerif’ten bahsediyorlar hayır olsun 🙂 İnce örnekler veriyorlar.

Özellikle üstüne bastıkları bir kelime var:Kibir
Liderlğin benliğinden bahsediyorlar, biz bilinci lazım şu egodan kurtulun artık yahu diyor adamlar.
Ve farklı bakış açısı geliştiren insanları yanında görmek isteyen lider olun diyorlar. ‘evet müdürüm, tabi müdürüm, siz öyle uygun gördüyseniz en güzelidir müdürüm’ diyenleri değil de ‘müdür! ya o iş vardı ya onu senin dediğin gibi yapmasak, biraz ondan biraz bundan koysak, azıcık da çevirsek 45 derece bu taraftan baksak nassı fikir? ;)’ diyenleri tutun etrafınızda diyorlar. Ego öyle yenilir, ben ben nereye kadar…

Empatik olunca zor olan şeyleri yönetmeye başlarmışız. Bu düşünce beni çok etkiledi.
Nigelcığım dedi ki, zor patron diyorsunuz ama onun gözünden bakmaya başlasanız zorluğu yönetmeye başlarsınız. ‘O kadar evli çift var, hepsi de evlilik zor diyor ama onlar nasıl evli kalabiliyor hacı 😉 çaktın mı köfteyi’ tadında açıklıyor empatiyi.

Gözüm tweetlere takılıyor Ahmet ERYILMAZ neden görmek istediğim eğitim kurumları burada yok, zorla getirilmeliydiler diyor 🙂 E adam haklı beyler..

Konuşmacıların konuşmaları bitince sağlamasını yapıyor MCT 🙂
Diziyor Atos, Portos , Aramisi sahneye yan yana.

Diyor ki neden size inanalım?

Türk insanında olmayan bir şey orada açığa çıkıyor bilmem kimler fark etti;
Üçü de o kadar araştırmanın sonunda söylediklerini aynen uygulamamız konusunda ısrarcı değiller.
Biz yaptık güzel oldu, sonuçları sizinle paylaştık, ama siz farklılaştırın, yerelleştirin biraz da öyle deneyin diyorlar.
Bizimkiler gibi ‘kahvenin içine limonu sık, bir kaşık da bal koy bak nasıl kesiyor öksürüğü’ keskinliğinde, iddialılığında konuşmuyorlar.

Sonra panel başlıyor. Kadınların tepeye erkeklerden daha çok süzülerek geldiklerinden bahsediyorlar yine. O kadar zorlu yoldan gelince doğal olarak kadın daha çok sorgulayan, geleneksel olmayan, paydaşları düşünen bir hal alıyor.

Katılımı arttıran kadının bakış açısı zenginliktir diyorlar.
Nefret ettiğim kavram ayrımcılık atlıyor sahneye. Kadına o kadar çok ayrımcılık yapılıyor ki cinsiyet körlüğü oluşmuş, farkında dahi olunmuyor deniyor.

Kadın olursa ne olur diyoruz, kadın yönetim kuruluna ne katar diyoruz, kadın bakış açısı, kadın CEO kadın şoför.. diyoruz ama erkek bakış açısı, erkek CEO, erkek şoföre şaşırmıyoruz.

Kadınların yönetimde daha aktif olmaları için kota konuşuluyor, ortak vicdan olsun deniyor, kadını dışlayınca kaynaktan oluyoruz diyorlar.
Tek cümle özetliyor : Az oldukça sorgulanıyoruz!

Lösevden her yıl aldığım etkinlik takvimime gidiyor gözüm. Kadınlar Günü etiketinden zirve etiketine bir doğru çiziyorum aşkla 🙂

etkinlik takvimi lösev

John Mattone giriyor devreye, bizim Atos, Portos, Aramis’in bahsini ettiği keşifleri nasıl uygulamamız gerektiğini anlatıyor inceden.
İletişimi anlatıyor, bir çocuğun gerginliğini onun seviyesine çökerek azaltan bir babaannenin iletişim tarzından bahsediyor.
Hepimiz birer süper babaanne olursak torunlar şirketi uçurur millettt! diyor.
Liderlerinizi seçerken seçtiğiniz yöntem ılımlı, yardımsever, provokatif olsun diyor.
Bunları anlatırken de öyle neşeli öyle aktif ki, elindeki su şişesini yarış kazanmış Michael Schumacher modunda katılımcılara fışkırtacak sanıyorum. (Lütfen iyileş Schumi! 🙁 )
360 derece performans yönetimi için terfi kararlarının olmazsa olmazı diyor.
Çalışan örnekleri veriyor Mattone,
‘Yapabilirim, yapıcam’ diyebilen adaylarla çalışın diyor.

Zuhalin muzipzuuhali yine devrede, beyin kıvrımlarımın arasında, Mario oynarken yapıcammm diye sinir krizi geçiren küçük kızı oynatıyor reklam niyetine :S mario oynayan kız yapıcam yaptımmm diye bagırırrr

Tanyer Hoca çıkıyor bireysel ve kolektif liderlik kültürünü anlatıyor. Bir örnek canlandırmışlar keyifli olmuş.

Görmeden önce ölünecek yer : Gebze ve bilgi eksikliğinin çalışana yazdırdığı kötü senaryolar 🙂

Neyse ki dolaptan çıkan adam her şeyi düzeltir. 🙂
Kolektif kültürde aynı yöne gitmek için örgütlenmiş bir topluluktan bahsediyor, doğadan örnekler veriyor ve zurnanın zırt dediği yere geliyor:
Doğamıza aykırı davrandığımız için kolektif olmayı beceremiyoruz.
(Ne zurna mı ? Yok yok saksafon o ;))
Egoyu yenen, kibirden uzak, makamı bırakıp unvanları yok sayan biri olduğumuzda, ben değil biz dediğimizde güzel şeyler oluyor diyor ve şarkısını söylüyor.

Sonra Laurie çıkıyor sahneye, hikayesini tüm gazeteler haber diye verdi oradan okursunuz isterseniz.

Scrubs izler gibi güleç dinledim kendisini, mimikler falan fabrikasyon bunların. 🙂

Dünyadaki bağlantılarınızı aktif hale getirin, bilginizi eskitmeyin falan dedi, Neil Morrison, Jennifer Mcclure, Kris Dunn, Tim Sackett, Ron Thomas ı ekleyin dedi.
– Hamili kart yakınımdır, daveti kabul edin please.. ( İsimler için teşekkürler tekrar Gülsün Müftügil, nasıl başardın hepsini yazmayı hala anlamış değilim :))

Sonra Raj amca çıkıyor sahneye vicdanlı kapitalizmi anlatıyor.
O kadar prof dinledim, bu kadar akademik konuşma dinlememiştim diyorum içimden.Adam modu değiştirmemiş bastı gaza anlatıyor.
Sadet diye bağırıcam ama mutfaktayım naparsın. Adam haklı aslında anlatacak ki sonuca gitsin deee zaman kısıtlı, Raj yetiştirmek için hızlı hızlı konuşuyor, olayların zaman dilimleri çok uzun nasıl sıkıştırayım, kapitalizm, şirketler, kamu yararı, ben buraya neden çıktım? Uçan adam Sabriyim ben bu arada, Allahhh diye zıplıcam o ara Raj susar da dinlenir belki diye 😉

– Birisi o kadar emek verip yazdığımız tweetleri kopyalıyor, bloggerlar sinirli. Çocuğa bir güzel azar çekiyoruz, 3 blogger pöykürmesi ile korsan kuş nakavt !
Raj sadet dedi duydum! Şirketler sevgi, şefkat gibi kavramları kullanır oldu, doğal kaynaklarımızın bir sonu var ama sonsuz kaynağımız içimizde dedi.
Raj her sözüne katılıyorum ama içimdeki replik kafayı sus-tu -ra – mı- yo- rum.

İçimizde mi?
Ha içinde. Sırf ışıkla çık!
Adım garavel bul beni!!!
aradıgın güç icinde

Ekvador Mutluluk Ekonomisinden Sorumlu (bir nefes aliym devam etcem) Devlet Başkanı Freddy Ehlers Zurita (vuu) çıktı sahneye.
Silence dedi.
silence
İki dakka sessiz olun ne bitmez geyiğiniz varmış arkadaş başım oldu burda Tungurahua Yanardağı.
Sizin sorununuz fazla konuşmak, iki dakka sessiz olsanız devlete,bakanlığa falan gerek kalmaz mutlu olursunuz, ekonomik kriz, işsizlik falan hep baş ağrısından dedi.
Desem de gülün geçin adam çok derin konuştu. Özel mülkiyet kelimesinin gasp ettiği yeri mutluluk kelimesi için geri almak benim görevim dedi.Mevlana’dan bahsetti, istemenin sonu yok, mütevazi olun, adam olun lan dedi şapkasını yediğim 🙂
Gazetede de okudum, kamu çalışanları için proje başlatmışlar, sorunlarını falan dinliyorlar. Adamlarda kafa güzel, motto sağlam.
Zurita konuşuyor ama kafamda başka bir ses var benim yine, mutfakta Afroman’den because i got high açmışım, tezgahta ıspanak yerine marijuana doğruyorum :S

Afroman_Because_I_Got_High_single

Türkiye için mutluluğu dünyaya yayabilirsiniz, stratejik konumunuz müsait dedi, gülerek bitirdik günü.

İkinci gün mutfakta değildim ama okula gitmem gerekti, yarısını dinleyebildim konuşmaların.
Mehmet Özel, Genco Orkun, Mehmet Kızıltaş ve Canan Karatay’ın konuşmalarını dinleme imkanım oldu.

Mehmet Kızıltaş’ı gözlerim dolarak izledim. Karanlıkta Diyalog etkinliğinden sonra empati kanallarımı gerçekten açtığımı farkediyorum. Engelsiz Kariyer kategorisi açmama neden olmuş adam sonuçta boru değil. 🙂 Yolu açık olsun. 🙂 Daha çok görüşeceğimize eminim!
Canan Karatay çok heyecanlı bir konuşma yaptı, yağları karbonhidratları tokatlayan kadın ofiste sağlıklı beslenme konusuna girmedi maalesef.
canan karatay yağ zararsız dedi

Bir ara ayakkabısını kilolu bir izleyiciye fırlatsa sunumu tamamlanacaktı lakin aklıselim davrandı 🙂

Diğer oturumları online göremedim ama Burcu Çanacık’ın konuşmasını buldum ve beni benden aldı.
İkinci gün ile ilgili yazı yazicim, bugün yetsin dedim bu kadar 🙂 (Bloggerlar yaza yaza içi dışına çıktı zirvenin ben yazmasam bir şey eksik kalmaz diyemedim, amme hizmeti yapıyoruz şurada, kaynak lazım yeni yetmelere.)

Zirvede online da olsa bana arkadaşlık eden Ceren Bandırma’ya, evimdeki mor balık çakması nihaleye ve tezgahtaki sarı beze teşekkürlerimi bir borç bilirim.

mutfakta zirve teşekkür

Velhasıl, güzel işti MCT, tuttum sizi.
Kulağımda Simply Falling ile özdeşsiniz.
Enerjiniz hiç eksilmesin, nice yeni farkındalıklara!
Cheers!

Dipnot: Seneye adı soyadı kısa konuşmacılar alın, twitter 140 karakter çok zorlanıyoruz. 😛

Zuhal DURSUN

enerjik

imkansızı başarma

enerjik

zuhal imza

Gözlerimi gerçekten açtığım yer: Karanlıkta Diyalog

Bu sabah güne sol gözümde büyük bir şişlik ile başladım. Basit bir enfeksiyon görüş açımı ne kadar daralttı, hayatımı ne kadar kısıtladı anlatamam. Ertelediğim mülakatı ve yemeği hatta Karanlıkta Diyalog etkinliğini düşündükçe üzüntüden kıvrandım desem yeridir.

Akşam saatlerinde sıhhatim elverdi nihayet ve gerçek empatiyi yaşamak için koştum Gayrettepe Metro İstasyonu’na.

Metro koridorlarında yürürken yerdeki tanıtım stickerları bile nefesimi kesmeye yetti. Heyecan ve merak simsiyah duvar panolarını gördükçe hücrelerime yerleştiler.

karanlıkta diyalog giriş

Öncelikle çanta, telefon, kaban, metal para vb. neyimiz varsa reflektör görevi görebilecek, yürümemizi dokunmamızı zorlaştıracak bıraktık dışarıda kilitli dolaplara. Etkinlik öncesi görme engellerinin anlatıldığı broşürler dağıtıldı. Dünya Göz Vakfı ve GETEM işbirliğinde ‘Konuşan Kitaplar’ projesi ile ilgili bilgilendirme yapıldı. Ve karar verdim hemen kayıt stüdyolarına giderek kitap okuyacağım görme engelli arkadaşlarımız için.

konuşan kitaplar

Sekizer kişilik gruplar halinde girdik içeri. Her grup için bir görme engelli çalışan rehberlik ediyormuş. Öncelikle loş bir koridora girdik grupça. Dışarıda bizi karşılayan bayan birer beyaz baston verdi elimize. Artık gözünüz bu dedi. Sonrasında karanlık bir koridorda isminin Murat olduğunu öğrendiğimiz ama kendini göremediğimiz bir rehberin eşliğinde başladık keşfetmeye tüm duyularımızı.

karanlıkta diyalog

Grubumuzda bir Amerikalı bulunuyordu. Steve, Defne, Sevilay, Zuhal, Leyla, Semih ve ismini hatırlayamadığım iki bayan daha. En önde Leyla isimli bir bayan, sonda ben olmak üzere tek sıra ilerledik. Bu isimleri öğrendim çünkü grubun bozulmaması için gezi boyunca kontrol seslenmeleri yapıldı. Ekibimize öncülük  yapan Leyla Hanım ve ekibin arkasını toplayan ben çok güzel diyaloglar yaşamak durumunda kaldık. 🙂

İlk başta gözlerimde müthiş bir ağrı hissettim. Enfeksiyondan olduğunu düşünsem de sonradan öğrendim herkes bu durumu yaşamış. Gözlerimiz karanlığa alışana dek olabiliyormuş böyle.

Sevgi köprüsü diye bir köprüden geçtik önce. Sonra ormana dalmışız gibi bir his kapladı içimi. Kuş sesleri, kedi sesi, su sesi. Nerede olabileceğimizi tahmin etmeye çalıştık duyarak, dokunarak. Çitler ağaçlar keşfettik ellerimizle. Bir bisikleti, arabayı, çöp kutularını, trafik lambalarını, bankamatik ve binaları ellerimizi kullanarak tanıyabildik.

Labirent gibi duvarları aştık, bastonlar gerçekten gözlerimiz oldu.

Murat Bey bizi sesiyle yönlendirdi, işitmek nasıl bir şeymiş en son körebe oynarken hissetmişim onu farkettim. (Bu arada çocuk sahibi olduğumda, bu oyunu bu isimle oynamamalarını iletmek isterim.)

IMG_8682

İki sinema filmi dinledik bir oturma odasında. Betimlemenin önemini anladık. Orada otururken düşündüm ve hatta sordum Murat Bey’ e, görme engelliler için yok denecek kadar azmış tasvir yapılan film seslendirmeleri. Bizler sinemalara çatır, çutur biletlerimizi alıp hiç düşünmeden seyrine dalıyormuşuz o filmlerin. Ya görme engelliler?

Sonra tramvaya bindik, İstiklal Caddesi’ndeki nostaljik tramvayın benzeri yapılmış. İçeri girerken, oturacak yer ararken epeyce zorlandım diyebilirim. İstiklal’i kulaklarımızla gezdik.

Sonra birden labirent gibi bir yerde ellerimizle duvara dokunduğumuzda Braille alfabesi ile Türk alfabesinin alt alta yazılı olduğunu hissettik. Kendi ismimizin baş harfini bulup, Braille alfabesi ile nasıl yazıldığını anlayıp, elimize tutuşturulan kağıtlara karanlıkta yazmaya çalıştık. Ne yazdık nasıl yazdık ancak dışarıda görebilecektik.

Sonrasında vapur keyfi yaşattı bize Murat Bey, hatta şarkılar söyledik beraber. Üsküdar’a Gider İken ve Erkin Koray’dan Kör Olası Çöpçüler ile inlettik vapuru. Söylemeden geçemem, Murat rehberin sesi de çok güzeldi. Vapurda motor, martı, deniz sesine rüzgar da eşlik etti ki kimse gerçek bir vapurda olmadığımıza beni inandıramazdı. 🙂

IMG_8681

Vapurdan inerek bir cafeye girdik. İçecek birkaç bir şey satın alıp, oturacak yer bulduktan sonra rehberimizle sohbete başladık. Ne hissettiğimizi sordu, uzun uzun anlattık. Paraları nasıl anlıyorsunuz dedik, para tanıma cetvelini çıkardı ve müthiş bir öğretmen edasıyla anlattı tek tek hepimize.

Steve ilk başta çok korkmuş ama sevgi köprüsünden geçtiğinde karanlık korkusunun geçtiğini fark etmiş.

Ben hareket alanımın çok dar olduğunu düşünerek hareket ettim. Kendimi ne kadar kısıtladığımı ortama alıştıkça anladım, el yordamıyla tabii. Gözlerimi kırpmaktan acı duymama rağmen, gözlerimi açık tutmam için hiçbir sebep yokken bile gözlerimi kapatamadım.

Ekip arkadaşlarımızı sesimizle uyardık, takım halinde dolaşabilmek için iyi bir iletişim kurduk.

İyi iletişim kurmayanlarımız da oldu tabii, bastonları ile diğer arkadaşını dürtenler, başka birinin ayağına takılanlar, başını alıp uzak diyarlara gitmeye çalışanlar… Tüm bu yaşananların işe alım kararımı etkileyebileceğini ve ne kadar doğru olabileceğini de düşündüm. Projenin mimarı Alman Andreas Heinecke bu etkinliğin başka bir versiyonunu Karanlık Kutu adıyla sistemleştirmiş ve işe alım, terfi gibi İnsan Kaynakları fonksiyonlarında kullanılmasını da sağlamış.

90 dakika süren bu etkinlikte zaman kavramının ne kadar göreceli olduğunu yaşayarak gördüm. Su gibi akıp gitmiş onca dakika ben minyatür İstanbul’u keşfederken.

Hepimiz Murat rehberin yaşını tahmin etmeye çalıştık. Aydınlığa çıktığımızda tahminimin tuttuğunu görmek beni mutlu etti. Ve sıra ayrılmaya geldiğinde ziyaretçi defterine en içten, en aydınlık dileklerimi karaladım.

karanlıkta diyalog braille alfabesi

‘Bize gezdiğimiz alanın aydınlık halini de gösterecek misiniz?’ dedim. Kıyas yapmak istiyordum ne kadarını algılayabildim, dokunduğum arabanın rengi neydi, vapurda oturduğum sıra ne kadar genişti görmek istedim. Ama o alanı aydınlıkken göremedim.

Sanıyorum işin sırrı da buradaydı. Empatik olabilmek o alanı aydınlıkken göremediğimde gerçekleşti. Kıyas yapamadım, renkleri bilemedim, farkında olamadım göremediğim alanların. Acaba nasıl yerlerden geçtim, nelere dokundum, neleri kaçırdım hiçbir zaman bilemeyeceğim.Şimdi görme engelli, müthiş insanları daha iyi anlıyorum.

Sonrasında rehberle tokalaşırken önce parmaklarımı şıklattım, sonra elini sıktım.

Neden mi? Onu size etkinlikte söyleyecekler. Mutlaka gitmelisiniz!