Haydi hafta sonunda çıkan ilanlara eleştirel bakalım:)

Rutinimdir işim olsun olmasın hafta sonları gazete alır, İnsan Kaynakları eklerini okur ve ilanları tek tek incelerim.
Uzun zamandır ‘neden bay, neden bayan’ sorusunu sorduğumu biliyorsunuz. Firmaları arayıp, mini anketler yaparak ‘İş yaşamında pozisyona göre cinsiyet ayrımcılığı’ vb. bir başlık ile araştırma konusu yapmayı düşündüğümü ifşa etmeliyim lakin ki o kadar beklemeye gerek görmedim, bugünden başlayayım artık dedim.

Birkaç örnek ile lafımı sokup kaçmayı düşünüyorum. Yıl olmuş 2014, işletmeler ilanlarda geçmişlerinin ne kadar dolu olduğundan ve vizyonlarının ne kadar geniş olduğundan bahsettikten sonra iş tanımı ve şartlar kısmında aslında ne olduklarını ortaya koyuyorlar ya işte tam da bu kısma şaşırıyorum.

Verdikleri mail adreslerine ‘İnsan Kaynakları diye bir alan var, işletmeyi ve hedeflerini %100 büyütüyor, düşünür müyüz?’ diye mail atmam yakındır.

Neyse okuyun sevgili okurum 🙂

IMG_9399

Yeni hedeflerin var, İzmir’in en baba yemek firmasısın, 100.000 kişiye yemeği hep erkek çalışanla mı çıkardın bugüne kadar be firma? Neden yeni hedeflerine sadece erkeklerle ulaşabileceğini düşünüyorsun merak etmedim değil. Hem o nasıl iş adı mübarek:Erkek tatlı ustası (vuuu tam bir biscolatizm politikası yürüyor, olsa da yesek 😉 ) Bu ilana bakarken aklımdan replikler geçiyor, hooop yakaladım: Gora Arif:…ünüzden element uydurmayın!

IMG_9400

’12 ay açık’ olan işletmenizde belli ki siz de diğer oteller, marketler, ticarethaneler gibi kasa işlemleri ile sonuçlanan bir faaliyet gösteriyorsunuz. Turizmde kadının yapamadığı iş de neredeyse yok, neden bu tür bir iş için ısrarla cinsiyet belirttiniz merak ediyorum. Sürekli gece vardiyasında sorun çıkarıyorlar vb. gibi verileriniz var ise bence turizm çalışanlarının bu konuyu ayrıntılı görüşerek bir çözüm bulması gerekiyor. Zira azımsanmayacak kadar çok faydası var kadın çalışanın bu sektöre…

IMG_9401

Bir catering firması daha… Turizm veya hizmet sektörlerinden uzak olanlar için cost control neymiş bakalım:

Cost control; bir tesiste gelir ve giderlerin her kaleminde ve aşamasında, her işlemin proses ve personel analizinde baştan sona kadar kontrollerin yapılarak, aksaklıkların-kaçakların-sistemsizliğin,yanlış uygulamaların, denetimsizliğin, ihmalin, zaman ve maddi kaybın, prosedür ve politikaların oluşturduğu sistemle işin ve görevin tanımlanması ve raporlama disiplini ile izlenmesi sonucu oto kontrollü kurumsal yapının oluşturulup,bunun neticesinde profesyonellik, uzmanlık, bilgi birikimi ile sürekli iyileştirmelerin ve toplam verimliliğin artırılması işlevidir.
‘VE BU İŞİ YALNIZCA ERKEKLER YAPABİLİR, MAAZALLAH DEPODA ÜŞÜTÜR MÜŞÜTÜR KADIN ŞİMDİ’ mi eklediniz ki iş tanımı formlarınıza. Yani bu depo işlerini anlamış değilim, bir kadın çalışanın bulunamayacağı bir depo nasıl kurulabiliyor insan gerçekten hayret ediyor. Keşke ilanlar çıkılırken neden cinsiyet tercihi yapmak zorunda kalındığı açıklanmak zorunda kalınsa da farkındalık oluşsa işletmelerimizde. Bence bilinç devre dışı bu tür ilanlarda..

IMG_9402

Bu ilanda kadın, erkek eleştirisi yapmıyorum tabii ki ama daha fena bir uygulamaya gözüm ilişiyor. Şimdi biz engelli haklarını savunalım diyoruz, herkese fırsat eşitliği diyoruz ama 1,59 kadının güvenlik görevlisi olamayacağını söylüyoruz. Boy uzunluğu da insanın kendi çabaları ile elde edebileceği, yani edinilebilecek bir (tecrübe/yetkinlik/donanım her ne derseniz bu kritere) şey değil ki. Bu adamların işi için korunma ve etkisiz hale getirme sporları eğitimleri aldığını varsayarsak boy probleminin saçma bir kriter olduğunu düşünmekteyim. Daha farklı bir ifade ile zorla engelli çalışan sayısı arttırılıyor bu tür oturmuş tutumlarla. (Boy uzunlukları abartı değil ama hoş değil işte) Boyun 1,55 ise güvenlik, polis vb. olmak için engellisin demenin yakın versiyonu bence..

IMG_9403

Bunu çok içten sorguladım ilk markete gidişimde soracağım, ‘kadın işi değil’ mi diyecekler bakalım, cevabı paylaşırım sizlerle. İkinci Bahar dizisinde Meral Okay’ın Kasap Melahat karakteri gözümün önünde şu an. Bence bu işi kadınlar yapar, hatta sanki Carrefour ve Migroslarda gördüm kasap reyonunda kadın çalışan.

IMG_9404

Bu ilanda dikkatimi çeken şey dipnot. Belli ki muhasebeciler için cumartesi günleri mesaisi artık şaşırılacak bir şey olmuş. İhtiyaç duyan firmalar olabilir ki çoğu artık dönüşümlü olarak çalışıyor hafta sonları. Bu konuyu ilanda belirtip ‘kendinizi hazırlayın, mülakata gelince ‘aa nasıl olur, cumartesi çalışan muhasebeci mi, bik bik bik” şeklinde canımı sıkmayın demiş olabilirsiniz. Bence bu konu sizin için önemli, üzerine düşünüp piyasa şartlarını yakalamanız tavsiye olunur.

IMG_9405

Tatil köyünüz var, Ankara’da ofisiniz var anladık da sunmuş olduğunuz o imkanlar nedir Allah aşkına? Maaş – Prim – SSK – Yemek hımm çok yaratıcı değil mi sizce de? Ekstra ödülden bahsetmiyorum bile, herkesin hayalindeki işin ilanı emin olun böyle olmalı. Hele ki Satış&Pazarlama departmanınız için bu ilanla aday arıyorsunuz. 🙂 Güzel bir yetenek avcısı olmanıza çok az kalmış gerçekten… Te allam yaaa!

IMG_9406

Al birini vur ötekine demem gerek burada. Vizyonunuz kişiye özel portföy yönetimi ile yeni bir bakış açısı getirmekti di mi? Maaş, DOLGUN prim ? , Ssk’lı çalışacak arkadaş? Sen var söylemek, ben yok anlamak? Bu bahsettiğiniz şeyler olmadan sizinle çalışmak için koşacak yeni bir tür mü keşfedildi de haberim yok benim?
Neyse araştırayım az 🙂

IMG_9410

Ahan da bir depo faciası daha. Arkadaş iplik deponda giriş – çıkışları yalnızca erkekler mi takip edebiliyor?
Hele ki geniş bir servis ağı özelliğiniz varken bu cinsiyet ayrımcılığı… 🙂 (Firmamız Gebze’de ama siz müthiş konforlu servislerimize sabah 04:00 sularında Hadımköy’den biner, 09:00’da çalışabilecek gücünüz olursa giriş – çıkışı takip edersiniz. Hem başvuruları şahsen ya da CV ile de yapabiliyormuşuz. CV yoksa firmaya gidip kendimizi göstermek yetiyor anladığım kadarıyla. Hımm iyiymiş)

IMG_9412

Nooolduuu? Kasap için kadın olmaz, depo için kadın olmaz, sekreter denince neden kadın? Erkek asistanların da harikalar yarattığı iş dünyamızda sekreter iş tanımına gelince neden kadın kriteri devreye girebiliyor? Bi garipsiniz yemin ediyorum..

IMG_9411

Evet fotoğraflı CV istiyoruz çünkü 3200 kilo, gri tonlarda bir fil olma ihtimaliniz var ve biz sekreter olarak insan arıyoruz. Bu e-posta adresine fotoğrafsız CV yollayanlar da müfteridir, alçaktır! Sen o kadar İngilizce bil, office öğren ama bir fil olma ihtimaline karşı dipnot düşsünler ilana..

Bu ve benzeri tüm firmaların Allah İnsan Kaynaklarını versin.

Hoş kalın..

zuhal imza

Gözümden parmağını çeker misin?

Merhaba, günaydın, iyi çalışmalar..

Son bir haftadır aşırı yoğunluktan uyuyakalıyorum olduğum yerde.

Ama ne güzel, kimse uyuyakalamazsın demiyor özgürce uyuyakalıyorum.

Gözümü ne zaman açıp, ne zaman kapamam gerektiğine kendim karar verebiliyorum sonuçta. 🙂

Bu aralar gözümde bir baskı…

Söylenene göre:Beni korumak maksatlı…

2004 yılında 18 yaşıma bastım diye hatırlıyorum ama yanlışsa demek ki…

Kaldı ki benim evladım olsa korku filmi izlerken gözlerini kapamam.

Duruş meselesi.

Bazen fanuslarda koruduğunu sandığın insan evladı yaratığa dönüşebiliyor.

Gözünü kapamaktansa vicdanını geliştirmeyi tercih etmek lazım.

Bireysel açıdan faydaları var, kişilik hakkından yola çıkılmış öyle diyolla lakin uzun vadede toplumsal zararlarını hafızamda canlandırabiliyorum.

Canavarca hislerle internette dolanmak diye madde olur mu ki?

Başkasının hakkına saygılı olmak ve kötü şeylerden korunmak için birinin gözünü parmağıma koymasına gerek var mıydı?

Güzel şeyler yazan kaynakçılardık biz kaynaklarımız azalmasaydı.
***

Özgür olmayı sevdiğim için:

İnternet-yasası-

Sence neydi ProvokatİK? Arkadaşımız Zuhal mutfaktan bildiriyor, sendeyiz Zuhal :)

Ö hö öhö..
Yine zor şartlar altında bir haber daha yapıyorum.
Bir elimde kış çayı, bir elim twitterdan zirveye laf yetiştirmede, ruhum sahnede dans ediyordu ama bedenen evimin mutfağında katıldım zirveye.

Blogger kontenjanından haberdar olmadığımdan niyet ettim ana oturumları izlemeye.
(www.pozitiftv.com hastaya şifa gibi geldi ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum kendilerine. Çok ince bir hareket, severim düşünceli insanları 🙂 )

Bence neydi..

Bir kere güzel bir his, pozitif bir çerçevesi var zihnimde.
İsmi çok zor, zaten insanlar provokatif demeyi bilmiyordu, yerine provakatif derlerken bir de provokatİK çıkardılar başımıza.
Ama değişik olmuş işte.
Balıklar filan..

Bu da benim balığım :mutfakta zirve

Sarı balıkların içindeki mor balık ve ProvokatİK kelimesinden bile başlı başına bir yazı çıkar aslında.
Zirveyi özetlemiş, önümüze koymuş adamlar işte anlayın diye.

Saat 09:00’u geçiyordu süt mü ısıtayım, zirve izlemek için salona düzenek mi kurayım dediğimde.
Düzeneği mutfağa kurmayı tercih edince açılış konuşmasını kaçırmamış oldum lakin ki tüm günüm burada geçti o da bana fark oldu :S

Alper UTKU setresiyle arz-ı endam eylerken açıkladı ki bu zirve sadece İK’nın fonksiyonel gözüyle bakmıyormuş, hepimiz birer lidermişiz o sebepten farklı bakış açılarıyla zenginleşmiş bir zirveymiş.
– İyi, güzel alıyorum bunu!

Didem TEKAY maşallah ‘Cemalnur Sargut ”styla’’ zarif zarif anlatıyor balıkların içindeki mor balığı. 🙂
Farklı bakış açıları diyorlar. Dünya’da neler oluyor, önceden anlamlandırma ve çağrı diyorlar.
-Benim zihnimde Cem Yılmaz’ın Gana Temsilcisi : ‘Kenya Kenya noluyo, dünyada nooluyo?’

Farkındalık diyorlar.
76 kişi konuşacak diyorlar, 2 binden fazla ziyaretçi var diyorlar.
Heheytt diyorum, ballı süt harikasın.

Diğer bloggerlar da ben de azimle çalşıyoruz. Aman anlık takip edilsin zirve twitterdan.
Konuşmacılar daha noktayı koymadan tweetler uçuşuyor havalarda. 🙂
Konuşmacıların ağzından çıkan her şeyi havada kapan mavi kuşlar olarak dinleme, öğrenme ve paylaşma arzumuzu takdir ediyorum resmen.
Firmaların çalışan bağlılığı çalışmaları yaptığı dönemlerde aslında ilişki kalitesine bakılsa diyor Didem Hanım, ne güzel olur diyor.
Yazarlar çıkıyor sahneye, John, Charles, Adam..
Bir şeylerin farkına varmışlar, siz de varmalısınız diyorlar.
Değişim gerekli, devrim güzel his, kadın değişimdir, erkek güç, kadın sevgidir, kadın farklı bakış açısıdır, güçle sevgi beraber olmalıdır, birlikte kullanılmalıdır diyorlar.
Farkındalık çerçevesini oluşturuyorlar.
Yusuf AZOZ çıkıyor bir ara, sempatik adam istihdam endeksinden bahsediyor. Kariyer.net verileri her zaman güvenilir gelmiştir bana.
Alex, Nigel, Haridimos geliyor, Atatürk, Kenedy, Mandela ve Muzaffer Şerif’ten bahsediyorlar hayır olsun 🙂 İnce örnekler veriyorlar.

Özellikle üstüne bastıkları bir kelime var:Kibir
Liderlğin benliğinden bahsediyorlar, biz bilinci lazım şu egodan kurtulun artık yahu diyor adamlar.
Ve farklı bakış açısı geliştiren insanları yanında görmek isteyen lider olun diyorlar. ‘evet müdürüm, tabi müdürüm, siz öyle uygun gördüyseniz en güzelidir müdürüm’ diyenleri değil de ‘müdür! ya o iş vardı ya onu senin dediğin gibi yapmasak, biraz ondan biraz bundan koysak, azıcık da çevirsek 45 derece bu taraftan baksak nassı fikir? ;)’ diyenleri tutun etrafınızda diyorlar. Ego öyle yenilir, ben ben nereye kadar…

Empatik olunca zor olan şeyleri yönetmeye başlarmışız. Bu düşünce beni çok etkiledi.
Nigelcığım dedi ki, zor patron diyorsunuz ama onun gözünden bakmaya başlasanız zorluğu yönetmeye başlarsınız. ‘O kadar evli çift var, hepsi de evlilik zor diyor ama onlar nasıl evli kalabiliyor hacı 😉 çaktın mı köfteyi’ tadında açıklıyor empatiyi.

Gözüm tweetlere takılıyor Ahmet ERYILMAZ neden görmek istediğim eğitim kurumları burada yok, zorla getirilmeliydiler diyor 🙂 E adam haklı beyler..

Konuşmacıların konuşmaları bitince sağlamasını yapıyor MCT 🙂
Diziyor Atos, Portos , Aramisi sahneye yan yana.

Diyor ki neden size inanalım?

Türk insanında olmayan bir şey orada açığa çıkıyor bilmem kimler fark etti;
Üçü de o kadar araştırmanın sonunda söylediklerini aynen uygulamamız konusunda ısrarcı değiller.
Biz yaptık güzel oldu, sonuçları sizinle paylaştık, ama siz farklılaştırın, yerelleştirin biraz da öyle deneyin diyorlar.
Bizimkiler gibi ‘kahvenin içine limonu sık, bir kaşık da bal koy bak nasıl kesiyor öksürüğü’ keskinliğinde, iddialılığında konuşmuyorlar.

Sonra panel başlıyor. Kadınların tepeye erkeklerden daha çok süzülerek geldiklerinden bahsediyorlar yine. O kadar zorlu yoldan gelince doğal olarak kadın daha çok sorgulayan, geleneksel olmayan, paydaşları düşünen bir hal alıyor.

Katılımı arttıran kadının bakış açısı zenginliktir diyorlar.
Nefret ettiğim kavram ayrımcılık atlıyor sahneye. Kadına o kadar çok ayrımcılık yapılıyor ki cinsiyet körlüğü oluşmuş, farkında dahi olunmuyor deniyor.

Kadın olursa ne olur diyoruz, kadın yönetim kuruluna ne katar diyoruz, kadın bakış açısı, kadın CEO kadın şoför.. diyoruz ama erkek bakış açısı, erkek CEO, erkek şoföre şaşırmıyoruz.

Kadınların yönetimde daha aktif olmaları için kota konuşuluyor, ortak vicdan olsun deniyor, kadını dışlayınca kaynaktan oluyoruz diyorlar.
Tek cümle özetliyor : Az oldukça sorgulanıyoruz!

Lösevden her yıl aldığım etkinlik takvimime gidiyor gözüm. Kadınlar Günü etiketinden zirve etiketine bir doğru çiziyorum aşkla 🙂

etkinlik takvimi lösev

John Mattone giriyor devreye, bizim Atos, Portos, Aramis’in bahsini ettiği keşifleri nasıl uygulamamız gerektiğini anlatıyor inceden.
İletişimi anlatıyor, bir çocuğun gerginliğini onun seviyesine çökerek azaltan bir babaannenin iletişim tarzından bahsediyor.
Hepimiz birer süper babaanne olursak torunlar şirketi uçurur millettt! diyor.
Liderlerinizi seçerken seçtiğiniz yöntem ılımlı, yardımsever, provokatif olsun diyor.
Bunları anlatırken de öyle neşeli öyle aktif ki, elindeki su şişesini yarış kazanmış Michael Schumacher modunda katılımcılara fışkırtacak sanıyorum. (Lütfen iyileş Schumi! 🙁 )
360 derece performans yönetimi için terfi kararlarının olmazsa olmazı diyor.
Çalışan örnekleri veriyor Mattone,
‘Yapabilirim, yapıcam’ diyebilen adaylarla çalışın diyor.

Zuhalin muzipzuuhali yine devrede, beyin kıvrımlarımın arasında, Mario oynarken yapıcammm diye sinir krizi geçiren küçük kızı oynatıyor reklam niyetine :S mario oynayan kız yapıcam yaptımmm diye bagırırrr

Tanyer Hoca çıkıyor bireysel ve kolektif liderlik kültürünü anlatıyor. Bir örnek canlandırmışlar keyifli olmuş.

Görmeden önce ölünecek yer : Gebze ve bilgi eksikliğinin çalışana yazdırdığı kötü senaryolar 🙂

Neyse ki dolaptan çıkan adam her şeyi düzeltir. 🙂
Kolektif kültürde aynı yöne gitmek için örgütlenmiş bir topluluktan bahsediyor, doğadan örnekler veriyor ve zurnanın zırt dediği yere geliyor:
Doğamıza aykırı davrandığımız için kolektif olmayı beceremiyoruz.
(Ne zurna mı ? Yok yok saksafon o ;))
Egoyu yenen, kibirden uzak, makamı bırakıp unvanları yok sayan biri olduğumuzda, ben değil biz dediğimizde güzel şeyler oluyor diyor ve şarkısını söylüyor.

Sonra Laurie çıkıyor sahneye, hikayesini tüm gazeteler haber diye verdi oradan okursunuz isterseniz.

Scrubs izler gibi güleç dinledim kendisini, mimikler falan fabrikasyon bunların. 🙂

Dünyadaki bağlantılarınızı aktif hale getirin, bilginizi eskitmeyin falan dedi, Neil Morrison, Jennifer Mcclure, Kris Dunn, Tim Sackett, Ron Thomas ı ekleyin dedi.
– Hamili kart yakınımdır, daveti kabul edin please.. ( İsimler için teşekkürler tekrar Gülsün Müftügil, nasıl başardın hepsini yazmayı hala anlamış değilim :))

Sonra Raj amca çıkıyor sahneye vicdanlı kapitalizmi anlatıyor.
O kadar prof dinledim, bu kadar akademik konuşma dinlememiştim diyorum içimden.Adam modu değiştirmemiş bastı gaza anlatıyor.
Sadet diye bağırıcam ama mutfaktayım naparsın. Adam haklı aslında anlatacak ki sonuca gitsin deee zaman kısıtlı, Raj yetiştirmek için hızlı hızlı konuşuyor, olayların zaman dilimleri çok uzun nasıl sıkıştırayım, kapitalizm, şirketler, kamu yararı, ben buraya neden çıktım? Uçan adam Sabriyim ben bu arada, Allahhh diye zıplıcam o ara Raj susar da dinlenir belki diye 😉

– Birisi o kadar emek verip yazdığımız tweetleri kopyalıyor, bloggerlar sinirli. Çocuğa bir güzel azar çekiyoruz, 3 blogger pöykürmesi ile korsan kuş nakavt !
Raj sadet dedi duydum! Şirketler sevgi, şefkat gibi kavramları kullanır oldu, doğal kaynaklarımızın bir sonu var ama sonsuz kaynağımız içimizde dedi.
Raj her sözüne katılıyorum ama içimdeki replik kafayı sus-tu -ra – mı- yo- rum.

İçimizde mi?
Ha içinde. Sırf ışıkla çık!
Adım garavel bul beni!!!
aradıgın güç icinde

Ekvador Mutluluk Ekonomisinden Sorumlu (bir nefes aliym devam etcem) Devlet Başkanı Freddy Ehlers Zurita (vuu) çıktı sahneye.
Silence dedi.
silence
İki dakka sessiz olun ne bitmez geyiğiniz varmış arkadaş başım oldu burda Tungurahua Yanardağı.
Sizin sorununuz fazla konuşmak, iki dakka sessiz olsanız devlete,bakanlığa falan gerek kalmaz mutlu olursunuz, ekonomik kriz, işsizlik falan hep baş ağrısından dedi.
Desem de gülün geçin adam çok derin konuştu. Özel mülkiyet kelimesinin gasp ettiği yeri mutluluk kelimesi için geri almak benim görevim dedi.Mevlana’dan bahsetti, istemenin sonu yok, mütevazi olun, adam olun lan dedi şapkasını yediğim 🙂
Gazetede de okudum, kamu çalışanları için proje başlatmışlar, sorunlarını falan dinliyorlar. Adamlarda kafa güzel, motto sağlam.
Zurita konuşuyor ama kafamda başka bir ses var benim yine, mutfakta Afroman’den because i got high açmışım, tezgahta ıspanak yerine marijuana doğruyorum :S

Afroman_Because_I_Got_High_single

Türkiye için mutluluğu dünyaya yayabilirsiniz, stratejik konumunuz müsait dedi, gülerek bitirdik günü.

İkinci gün mutfakta değildim ama okula gitmem gerekti, yarısını dinleyebildim konuşmaların.
Mehmet Özel, Genco Orkun, Mehmet Kızıltaş ve Canan Karatay’ın konuşmalarını dinleme imkanım oldu.

Mehmet Kızıltaş’ı gözlerim dolarak izledim. Karanlıkta Diyalog etkinliğinden sonra empati kanallarımı gerçekten açtığımı farkediyorum. Engelsiz Kariyer kategorisi açmama neden olmuş adam sonuçta boru değil. 🙂 Yolu açık olsun. 🙂 Daha çok görüşeceğimize eminim!
Canan Karatay çok heyecanlı bir konuşma yaptı, yağları karbonhidratları tokatlayan kadın ofiste sağlıklı beslenme konusuna girmedi maalesef.
canan karatay yağ zararsız dedi

Bir ara ayakkabısını kilolu bir izleyiciye fırlatsa sunumu tamamlanacaktı lakin aklıselim davrandı 🙂

Diğer oturumları online göremedim ama Burcu Çanacık’ın konuşmasını buldum ve beni benden aldı.
İkinci gün ile ilgili yazı yazicim, bugün yetsin dedim bu kadar 🙂 (Bloggerlar yaza yaza içi dışına çıktı zirvenin ben yazmasam bir şey eksik kalmaz diyemedim, amme hizmeti yapıyoruz şurada, kaynak lazım yeni yetmelere.)

Zirvede online da olsa bana arkadaşlık eden Ceren Bandırma’ya, evimdeki mor balık çakması nihaleye ve tezgahtaki sarı beze teşekkürlerimi bir borç bilirim.

mutfakta zirve teşekkür

Velhasıl, güzel işti MCT, tuttum sizi.
Kulağımda Simply Falling ile özdeşsiniz.
Enerjiniz hiç eksilmesin, nice yeni farkındalıklara!
Cheers!

Dipnot: Seneye adı soyadı kısa konuşmacılar alın, twitter 140 karakter çok zorlanıyoruz. 😛

Zuhal DURSUN

enerjik

imkansızı başarma

enerjik

zuhal imza

Yazıyoooor yazıyorrr, kıdem tazminatı düzenlemesinin rafa kalktığı yazıyorrrr!

Aylardır kıdem aşağı kıdem yukarı konuşuyoruz. Haberleri okuyoruz, görüşmelerin sonuçlarına odaklanıyoruz.

Birçok asılsız haber kulaktan kulağa yayıldı, çalışanlar Cem Yılmaz’ ın Gana Temsilcisi gibi etrafına bakındı, İnsan Kaynakları çalışanlarına soru yağmurları yağdı. Herkesin ağzında bir ‘Kıdem Tazminatı ne olacak?’

 

kıdem tazminatı (2)

 

Vallahi sayın okurum ben de ne olacak diye bekliyordum, haberleri tarıyordum, hatta kategori açmıştım bu alan için özel. Lakin kii Faruk Çelik açıklamasını yaptı. ‘ Taraflar cesur adımlar atmadığı için tasarıyı rafa kaldırdık.’ dedi.

Bizlere bundan sonra mobbing yüzünden işinden ayrılmak zorunda kalmış ve kıdem tazminatı alamamış çalışanların örneklerini vermekten başka bir alan kalmadı sanıyorum.

Umarım mobbing, sigortanın asgari ücretten gösterilmesi, maaşların düşük yatırılması, sebepsiz prim cezaları, adaletsiz uygulamalar konusunda denetim sıkıya alınır da çalışanlar işverenleri ile kendileri arasında hak koruyacak bir makam aramak zorunda kalmazlar.

Zira iş sözleşmelerimiz günümüz iş dünyasında hala gerçeği yansıtmıyor..

 

Zuhal DURSUN

Gözlerimi gerçekten açtığım yer: Karanlıkta Diyalog

Bu sabah güne sol gözümde büyük bir şişlik ile başladım. Basit bir enfeksiyon görüş açımı ne kadar daralttı, hayatımı ne kadar kısıtladı anlatamam. Ertelediğim mülakatı ve yemeği hatta Karanlıkta Diyalog etkinliğini düşündükçe üzüntüden kıvrandım desem yeridir.

Akşam saatlerinde sıhhatim elverdi nihayet ve gerçek empatiyi yaşamak için koştum Gayrettepe Metro İstasyonu’na.

Metro koridorlarında yürürken yerdeki tanıtım stickerları bile nefesimi kesmeye yetti. Heyecan ve merak simsiyah duvar panolarını gördükçe hücrelerime yerleştiler.

karanlıkta diyalog giriş

Öncelikle çanta, telefon, kaban, metal para vb. neyimiz varsa reflektör görevi görebilecek, yürümemizi dokunmamızı zorlaştıracak bıraktık dışarıda kilitli dolaplara. Etkinlik öncesi görme engellerinin anlatıldığı broşürler dağıtıldı. Dünya Göz Vakfı ve GETEM işbirliğinde ‘Konuşan Kitaplar’ projesi ile ilgili bilgilendirme yapıldı. Ve karar verdim hemen kayıt stüdyolarına giderek kitap okuyacağım görme engelli arkadaşlarımız için.

konuşan kitaplar

Sekizer kişilik gruplar halinde girdik içeri. Her grup için bir görme engelli çalışan rehberlik ediyormuş. Öncelikle loş bir koridora girdik grupça. Dışarıda bizi karşılayan bayan birer beyaz baston verdi elimize. Artık gözünüz bu dedi. Sonrasında karanlık bir koridorda isminin Murat olduğunu öğrendiğimiz ama kendini göremediğimiz bir rehberin eşliğinde başladık keşfetmeye tüm duyularımızı.

karanlıkta diyalog

Grubumuzda bir Amerikalı bulunuyordu. Steve, Defne, Sevilay, Zuhal, Leyla, Semih ve ismini hatırlayamadığım iki bayan daha. En önde Leyla isimli bir bayan, sonda ben olmak üzere tek sıra ilerledik. Bu isimleri öğrendim çünkü grubun bozulmaması için gezi boyunca kontrol seslenmeleri yapıldı. Ekibimize öncülük  yapan Leyla Hanım ve ekibin arkasını toplayan ben çok güzel diyaloglar yaşamak durumunda kaldık. 🙂

İlk başta gözlerimde müthiş bir ağrı hissettim. Enfeksiyondan olduğunu düşünsem de sonradan öğrendim herkes bu durumu yaşamış. Gözlerimiz karanlığa alışana dek olabiliyormuş böyle.

Sevgi köprüsü diye bir köprüden geçtik önce. Sonra ormana dalmışız gibi bir his kapladı içimi. Kuş sesleri, kedi sesi, su sesi. Nerede olabileceğimizi tahmin etmeye çalıştık duyarak, dokunarak. Çitler ağaçlar keşfettik ellerimizle. Bir bisikleti, arabayı, çöp kutularını, trafik lambalarını, bankamatik ve binaları ellerimizi kullanarak tanıyabildik.

Labirent gibi duvarları aştık, bastonlar gerçekten gözlerimiz oldu.

Murat Bey bizi sesiyle yönlendirdi, işitmek nasıl bir şeymiş en son körebe oynarken hissetmişim onu farkettim. (Bu arada çocuk sahibi olduğumda, bu oyunu bu isimle oynamamalarını iletmek isterim.)

IMG_8682

İki sinema filmi dinledik bir oturma odasında. Betimlemenin önemini anladık. Orada otururken düşündüm ve hatta sordum Murat Bey’ e, görme engelliler için yok denecek kadar azmış tasvir yapılan film seslendirmeleri. Bizler sinemalara çatır, çutur biletlerimizi alıp hiç düşünmeden seyrine dalıyormuşuz o filmlerin. Ya görme engelliler?

Sonra tramvaya bindik, İstiklal Caddesi’ndeki nostaljik tramvayın benzeri yapılmış. İçeri girerken, oturacak yer ararken epeyce zorlandım diyebilirim. İstiklal’i kulaklarımızla gezdik.

Sonra birden labirent gibi bir yerde ellerimizle duvara dokunduğumuzda Braille alfabesi ile Türk alfabesinin alt alta yazılı olduğunu hissettik. Kendi ismimizin baş harfini bulup, Braille alfabesi ile nasıl yazıldığını anlayıp, elimize tutuşturulan kağıtlara karanlıkta yazmaya çalıştık. Ne yazdık nasıl yazdık ancak dışarıda görebilecektik.

Sonrasında vapur keyfi yaşattı bize Murat Bey, hatta şarkılar söyledik beraber. Üsküdar’a Gider İken ve Erkin Koray’dan Kör Olası Çöpçüler ile inlettik vapuru. Söylemeden geçemem, Murat rehberin sesi de çok güzeldi. Vapurda motor, martı, deniz sesine rüzgar da eşlik etti ki kimse gerçek bir vapurda olmadığımıza beni inandıramazdı. 🙂

IMG_8681

Vapurdan inerek bir cafeye girdik. İçecek birkaç bir şey satın alıp, oturacak yer bulduktan sonra rehberimizle sohbete başladık. Ne hissettiğimizi sordu, uzun uzun anlattık. Paraları nasıl anlıyorsunuz dedik, para tanıma cetvelini çıkardı ve müthiş bir öğretmen edasıyla anlattı tek tek hepimize.

Steve ilk başta çok korkmuş ama sevgi köprüsünden geçtiğinde karanlık korkusunun geçtiğini fark etmiş.

Ben hareket alanımın çok dar olduğunu düşünerek hareket ettim. Kendimi ne kadar kısıtladığımı ortama alıştıkça anladım, el yordamıyla tabii. Gözlerimi kırpmaktan acı duymama rağmen, gözlerimi açık tutmam için hiçbir sebep yokken bile gözlerimi kapatamadım.

Ekip arkadaşlarımızı sesimizle uyardık, takım halinde dolaşabilmek için iyi bir iletişim kurduk.

İyi iletişim kurmayanlarımız da oldu tabii, bastonları ile diğer arkadaşını dürtenler, başka birinin ayağına takılanlar, başını alıp uzak diyarlara gitmeye çalışanlar… Tüm bu yaşananların işe alım kararımı etkileyebileceğini ve ne kadar doğru olabileceğini de düşündüm. Projenin mimarı Alman Andreas Heinecke bu etkinliğin başka bir versiyonunu Karanlık Kutu adıyla sistemleştirmiş ve işe alım, terfi gibi İnsan Kaynakları fonksiyonlarında kullanılmasını da sağlamış.

90 dakika süren bu etkinlikte zaman kavramının ne kadar göreceli olduğunu yaşayarak gördüm. Su gibi akıp gitmiş onca dakika ben minyatür İstanbul’u keşfederken.

Hepimiz Murat rehberin yaşını tahmin etmeye çalıştık. Aydınlığa çıktığımızda tahminimin tuttuğunu görmek beni mutlu etti. Ve sıra ayrılmaya geldiğinde ziyaretçi defterine en içten, en aydınlık dileklerimi karaladım.

karanlıkta diyalog braille alfabesi

‘Bize gezdiğimiz alanın aydınlık halini de gösterecek misiniz?’ dedim. Kıyas yapmak istiyordum ne kadarını algılayabildim, dokunduğum arabanın rengi neydi, vapurda oturduğum sıra ne kadar genişti görmek istedim. Ama o alanı aydınlıkken göremedim.

Sanıyorum işin sırrı da buradaydı. Empatik olabilmek o alanı aydınlıkken göremediğimde gerçekleşti. Kıyas yapamadım, renkleri bilemedim, farkında olamadım göremediğim alanların. Acaba nasıl yerlerden geçtim, nelere dokundum, neleri kaçırdım hiçbir zaman bilemeyeceğim.Şimdi görme engelli, müthiş insanları daha iyi anlıyorum.

Sonrasında rehberle tokalaşırken önce parmaklarımı şıklattım, sonra elini sıktım.

Neden mi? Onu size etkinlikte söyleyecekler. Mutlaka gitmelisiniz!

Evde çalışanların sigorta sorunu

Son haftalarda en çok tartışılan konulardan biri de “ev hizmetlerinde çalıştırılanların sigortalılığı” oldu. Herkes “nereye başvuracağız”, “nasıl sigortalatacağız” diye birbirine sormaya başladı. Prof. Dr. Şükrü Kızılot, ev hizmetlerinde çalışanların sigortalılığına dair bilinmesi gereken her şeyi Hürriyet İK okuyucuları için kaleme aldı.

sigortasız temizlikçi için ceza şükrü kızılot hürriyet
Son birkaç haftadır, en çok tartışılan konulardan biri de “ev hizmetlerinde çalıştırılanların sigortalılığı” oldu. Hürriyet Gazetesi yazarı Prof. Dr. Şükrü Kızılot, ev hizmetlerinde çalıştırılanların, “haftada bir gün dahi çalıştırılsalar”, sigorta ettirilmesi gerektiğini yazınca, ortalık karıştı. Çok kişi “bu ne zaman çıktı”, “nereye başvuracağız” ve “nasıl sigortalatacağız” diye birbirine sormaya başladı. Oysa uygulama yeni değildi. Ev hizmetlerinde çalıştırılanların SSK sigortalısı ettirilmesi, 24 Kasım 1987’den beri uygulanıyordu.
Ev hizmetleri nedir?
Sosyal Güvenlik mevzuatına göre, ev hizmetleri; çamaşır ve bulaşık yıkama, yemek yapma, ütü işleri, cam silme gibi, evde yapılan gündelik işlerdir. Bazı evlerde bu işleri yapanların yanı sıra, çocuk bakımı ile ilgilenen kadınlar da çalıştırılabiliyor. Bunların dışında, bir de mürebbiye çalıştırılması da söz konusu. Bunlar da genellikle eğitimli kadınlar olup, çocuğun yabancı dil dahil eğitimi ile ilgilenirler.
Nasıl sigorta ettirilir?
Evde temizlik, çocuk bakımı, yemek vb. işler için kadın çalıştıranların;
Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) başvurup “işyeri numarası” alması gerekiyor. Bu numara “işyeri bildirgesi” diye adlandırılan bir bildirgenin verilmesi ile alınıyor.
Evinde kadın çalıştıran kişi, işlemlerini elektronik ortamda yapabilmesi için SGK’dan “şifre” alacak.
Kadının işe başlama tarihinden itibaren “en geç bir ay içinde” alınan şifre ile internet üzerinden, “işe giriş bildirgesi” verilecek.
Her ay, izleyen ayın 23. günü akşamına kadar, internet üzerinden “aylık prim ve hizmet bildirgeleri” verilecek. Bu bildirgede kadının ay içindeki çalışma günü, ödenen ücret ve primler gösterilecek.
Ayın belli günlerinde (örneğin haftada 1-2 gün) çalışanlar için “kısmi süreli iş sözleşmesi” düzenlenecek ve bu sözleşme elden SGK’ya verilecek.
Cezası ne?
Evde sürekli çalışan kadının, sigortasız çalıştığını belirterek mahkemeye başvurması halinde;
Sigortalı işe giriş bildirgesi verilmediği için 2.043 TL
Aylık prim ve hizmet belgesi verilmediği için; her ay itibariyle 2.043 TL
idari para cezası kesilecek.
Buna göre Kasım 2013 itibariyle, 5 yıllık idari para cezası yani 60 ay için yaklaşık 80 bin 214 TL olacak. İdari para cezası, o tarihlerde yürürlükte olan “asgari ücretin iki katı” olarak hesaplanıyor.
İdari para cezasının yanı sıra, 10 yıla kadar sigorta primi, gecikme cezası ve gecikme faizi de istenecek. Bu da 10 yıl kesintisiz ev işinde çalışan kadın için 80 bin TL idari para cezasının dışında, 30 bin TL prim, 30 bin TL’de gecikme zammı toplamda 150 bin TL anlamına geliyor.
Sigortasız yabancı çalıştıranlar
– Çalışma izni olmadan çalıştırılan her bir yabancı için 7.325 TL “idari para cezası”, uygulanacak. Ayrıca;
– Sigortalı işe giriş bildirgesi verilmediği için yaklaşık 2.043 TL, idari para cezası,
– Olayın mahkeme kararıyla ortaya konması durumunda, aylık prim ve hizmet belgesi verilmediği için; her ay itibariyle 2.043 TL, 5 yıldır sigortasız çalışması durumunda, (her ay için yürürlükteki asgari ücretin iki katı) yaklaşık 80 bin 214 idari para cezası uygulanacak.
Bitmedi.. Bir de o yabancı için geriye dönük primler, gecikme zammı ve cezası var! O da örneğin beş yıl için yaklaşık (30+30=) 60 bin TL ediyor.
Gösterilecek ücret
Sigorta primine esas tutarın, asgari ücretin bir buçuk katı gösterilmesi gerekiyordu. Yani evde yabancı kadın çalıştıranların, aylık asgari ücretin bir buçuk katı üzerinden prim ödemesi isteniyordu. 2013 yılı Şubat ayından itibaren de, asgari ücret üzerinden bildirilip prim ödenmesi yeterli bulundu.
Vergi ve kıdem tazminatı yok işsizlik aylığı var
Evdeki temizlikçi kadına ya da çocuk bakıcısına ödenen ücretler, gelir vergisinden istisna. Başka bir anlatımla, gelir vergisine tabi değil (GVK. Md. 23/6). Kıdem tazminatına gelince, evde çalışan kadınlar İş Kanunu’na tabi olmadığı için kendilerine kıdem tazminatı ödenmiyor.
Fakat ev hizmetlerinde çalışanların işsizlik aylıkları var. En az 600 gün sigortalı olanların 180 gün, 900 gün sigortalı olanların 240 gün, 1.080 gün ve daha fazla sigortalı olanların 300 gün süre ile işsizlik ödeneği alma hakkı var.
Çözüm ne olabilir?
Evde kadın çalıştıranların çoğu, evde çalışan kadınla ilgili yükümlülüklerini bilmiyor.
Özellikle “haftada bir gün kadın çalıştıranlar”, dudak uçuklatan ceza nedeniyle paniğe kapılmış durumda. Bu aşamada, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun, özellikle haftada bir gün çalışanlar için “çözüm getirmesi” gerekiyor. Örneğin “haftada bir gün çalışma” olayının, “sürekli çalışma” tanımına girmediği açıklanırsa veya bu yönde yasal bir düzenleme yapılırsa, sorun çözümlenmiş olur.
Çalışan kadınların da mağdur olmaması için evde çalışan kadınlar, “isteğe bağlı sigorta” kapsamına alınabilir.
Haftada bir ya da iki gün temizliğe gittiği ev, temizlik ücreti dışında, her hafta bir veya iki günlük primi kadına ayrıca ödemesi, bir çözüm yolu olabilir. Haftada bir iki gün ya da sürekli kadın çalıştıranlara da temizlikçi kadının (veya çocuk bakıcısı kadının) “isteğe bağlı sigortalı olup olmadığının belgesini sorup kontrol etme” sorumluluğu verilir. Bunu yerine getirmeyenlere de prim ve ceza uygulanacağı belirtilir. Olur biter…

Şükrü Kızılot & Hürriyet

Yabancı işçi çalıştırmak için yapmanız gerekenler

Yabancı işçi başvurusu

4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzni Kanunu uyarınca, ülkemizde çalışacak olan yabancılar için “çalışma izni” alınması gerekiyor. Bu nedenle;

Evinde yabancı uyruklu kadın çalıştırmak isteyenlerin, öncelikle Emniyet Müdürlüğüne başvurarak, çalışma izni amaçlı “ikamet tezkeresi” almaları gerekiyor.
Bunu aldıktan sonra, en fazla 6 gün içinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na “çalışma izin başvurusu” yapmak zorunda. 6 günlük süre geçirilirse, yeniden başvuru yapılması icap ediyor.
Bakanlık izin işlemleri tamamlanınca, bu kez en az bir yıl süreli “çalışma meşruatlı ikamet izni” için emniyete tekrar başvuruda bulunulması gerekiyor.
Bir yıllık izin alındıktan sonra SGK’ya başvurup, yabancıyı sigortalama gerekiyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verdiği iznin üzerinden 15 gün geçtiği halde yabancı çalıştırılıp sigortalanmaz ise, yüksek tutarda “idari para cezası” kesilecek.
Kaçak yabancı, yakalandıktan sonra, yurt dışına gönderilene kadar yapılan bütün masraflar (yol gideri dahil), kaçak çalıştırandan isteniyor.

mürebbiye

Mürebbiyenin bir de vergisi var

Ev hizmetlerinde çalışan ve temizlik ya da çocuk bakıcılığı yapan yabancılardan gelir vergisi kesintisi yapılmıyor (GVK Md.23/6). Ancak mürebbiye olan yani çocuğun eğitim ve bakımı ile görevlendirilen yabancı uyruklu kadınlara ödenen ücretler, gelir vergisine tabi.

Bekarlara ve çocuğu olmayana yabancı hizmetçi yasak

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, yabancıların Türkiye’de çalıştırılması konusunda bazı sınırlamalar var. Buna göre;
– Yaşlı ve hasta bakımı ile küçük çocuğu bulunanlar dışında konutlarda, yabancı hizmetçi ve dadıların çalışmasına izni verilmeyecek.
– Bakım gerektirecek hastaların, hastalıklarının “sağlık raporu” ile kanıtlanması gerekiyor.
– Ciddi bakım gerektiren haller dışında, erkek yabancılara, konutlarda çalışma izni verilmesi yasaklandı.

 

Hürriyet – Şükrü Kızılot

Türkiye’de 210 bin yabancı iş arıyor.

Kariyer sitesi Secretcv.com’un kayıtlarına göre Türkiye’de 210 bin yabancı iş arıyor. Siteye bu sene en çok CV yüzde 33 ile Bulgaristan’dan geldi. Onu yüzde 13 ile Almanya ve yüzde 6 ile Azerbaycan takip etti. KKTC, Fransa ve ABD’den de CV alındı.

yabancı işçi çalıştırma

Secretcv.com Genel Müdürü Okan Tütüncü, “Geçen seneye göre iş arayan yabancı aday sayısı yüzde 23 arttı. Türkiye’de yatırım yapan yabancı şirketler her geçen gün artıyor. Bizler de ülkenin yalnızca yabancı şirketler için değil, yabancı çalışanlar için de çekim alanı durumda olduğunu görüyoruz. Ortadoğu’nun siyasi gerginliği de Türkiye’de istihdamı yakından ilgilendiriyor.” dedi.Okan Tütüncü, “Verilerimizi Çalışma Bakanlığı’nınkilerle karşılaştırdığımızda Secretcv.com’a CV yükleyenlerle Türkiye genelinde çalışma izni başvurusu yapanlar arasında ülkeler bakımından farklılıklar olduğunu görüyoruz. Bunun nedeni internetten iş arayan yabancılarla diğer yollardan ülkeye gelerek çalışanların sektörel ve niteliksel farklılıkları. Daha nitelikli işgücü gerektiren sektör ve pozisyonlarda, internetten iş başvurusu yapma oranı da yükseliyor.” ifadelerini kullandı.Yabancı adaylar ile ilgili verileri aktaran Tütüncü, “Şu an başvuruların 5’te 1’i yöneticilik pozisyonlarına yönelik. Yani toplam 42 bin yabancı aday şu anda Türkiye’de yönetici olmak istiyor. Bu 42 bin kişi toplam 169 bin açık pozisyona başvurmuş. Bir adayın birden fazla pozisyona başvurabildiğini de akıldan çıkartmamak gerekiyor. Yöneticilik pozisyonuna yönelik iş arayanların sektörel dağılımına bakıldığında da yüzde 18,43 ile yine mağazacılık ve perakendecilik ilk sırada. Onu yüzde 7,70 ile gıda, yüzde 6,94 ile tekstil sektörü izliyor.” açıklamalarında bulundu. Tütüncü, şöyle devam etti:“Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre son 4 senede toplam 114 bin 85 yabancı uyruklu kişi Türkiye’de çalışma izni almak için başvuru yaptı. Bunlar arasında 64 bin 279 kişini başvurusu onaylanırken, 49 bin 806 kişininki ise onaylanmadı. Bu rakamlar büyük resmi görebilmemiz için bize ışık tutuyor.2010’da Türkiye’de çalışma izni için başvuran yabancıların sayısı 5 bin 339 iken, bu sayı 2013’te 48 bin 279 oldu. 2010’da yapılan 5 bin 339 başvurudan 2 bin 839 tanesi onaylanırken, 2013’te bu rakam 30 bin 241’e yükseldi. Yani 4 yılda çalışma izni alanların sayısı 10 kattan fazla arttı.”Secretcv.com verilerine göre yabancı uyruklu CV’lerin ülkelere göre dağılımı şöyle:

ÜLKELER                 Kişi  Yüzde

Bulgaristan             69363  33

Almanya                 28245 13,4

Azerbaycan             13524 6,4

K.K.T.C                  11886 5,6

Fransa                    10857 5,1

ABD                        8883  4,2

Rusya Federasyonu 8799 4,1

İngiltere                  7287 3,4

Hollanda                 6951 3,3

İran                        6426 3

 

Secretcv & Habertürk