Gözlerimi gerçekten açtığım yer: Karanlıkta Diyalog

Bu sabah güne sol gözümde büyük bir şişlik ile başladım. Basit bir enfeksiyon görüş açımı ne kadar daralttı, hayatımı ne kadar kısıtladı anlatamam. Ertelediğim mülakatı ve yemeği hatta Karanlıkta Diyalog etkinliğini düşündükçe üzüntüden kıvrandım desem yeridir.

Akşam saatlerinde sıhhatim elverdi nihayet ve gerçek empatiyi yaşamak için koştum Gayrettepe Metro İstasyonu’na.

Metro koridorlarında yürürken yerdeki tanıtım stickerları bile nefesimi kesmeye yetti. Heyecan ve merak simsiyah duvar panolarını gördükçe hücrelerime yerleştiler.

karanlıkta diyalog giriş

Öncelikle çanta, telefon, kaban, metal para vb. neyimiz varsa reflektör görevi görebilecek, yürümemizi dokunmamızı zorlaştıracak bıraktık dışarıda kilitli dolaplara. Etkinlik öncesi görme engellerinin anlatıldığı broşürler dağıtıldı. Dünya Göz Vakfı ve GETEM işbirliğinde ‘Konuşan Kitaplar’ projesi ile ilgili bilgilendirme yapıldı. Ve karar verdim hemen kayıt stüdyolarına giderek kitap okuyacağım görme engelli arkadaşlarımız için.

konuşan kitaplar

Sekizer kişilik gruplar halinde girdik içeri. Her grup için bir görme engelli çalışan rehberlik ediyormuş. Öncelikle loş bir koridora girdik grupça. Dışarıda bizi karşılayan bayan birer beyaz baston verdi elimize. Artık gözünüz bu dedi. Sonrasında karanlık bir koridorda isminin Murat olduğunu öğrendiğimiz ama kendini göremediğimiz bir rehberin eşliğinde başladık keşfetmeye tüm duyularımızı.

karanlıkta diyalog

Grubumuzda bir Amerikalı bulunuyordu. Steve, Defne, Sevilay, Zuhal, Leyla, Semih ve ismini hatırlayamadığım iki bayan daha. En önde Leyla isimli bir bayan, sonda ben olmak üzere tek sıra ilerledik. Bu isimleri öğrendim çünkü grubun bozulmaması için gezi boyunca kontrol seslenmeleri yapıldı. Ekibimize öncülük  yapan Leyla Hanım ve ekibin arkasını toplayan ben çok güzel diyaloglar yaşamak durumunda kaldık. 🙂

İlk başta gözlerimde müthiş bir ağrı hissettim. Enfeksiyondan olduğunu düşünsem de sonradan öğrendim herkes bu durumu yaşamış. Gözlerimiz karanlığa alışana dek olabiliyormuş böyle.

Sevgi köprüsü diye bir köprüden geçtik önce. Sonra ormana dalmışız gibi bir his kapladı içimi. Kuş sesleri, kedi sesi, su sesi. Nerede olabileceğimizi tahmin etmeye çalıştık duyarak, dokunarak. Çitler ağaçlar keşfettik ellerimizle. Bir bisikleti, arabayı, çöp kutularını, trafik lambalarını, bankamatik ve binaları ellerimizi kullanarak tanıyabildik.

Labirent gibi duvarları aştık, bastonlar gerçekten gözlerimiz oldu.

Murat Bey bizi sesiyle yönlendirdi, işitmek nasıl bir şeymiş en son körebe oynarken hissetmişim onu farkettim. (Bu arada çocuk sahibi olduğumda, bu oyunu bu isimle oynamamalarını iletmek isterim.)

IMG_8682

İki sinema filmi dinledik bir oturma odasında. Betimlemenin önemini anladık. Orada otururken düşündüm ve hatta sordum Murat Bey’ e, görme engelliler için yok denecek kadar azmış tasvir yapılan film seslendirmeleri. Bizler sinemalara çatır, çutur biletlerimizi alıp hiç düşünmeden seyrine dalıyormuşuz o filmlerin. Ya görme engelliler?

Sonra tramvaya bindik, İstiklal Caddesi’ndeki nostaljik tramvayın benzeri yapılmış. İçeri girerken, oturacak yer ararken epeyce zorlandım diyebilirim. İstiklal’i kulaklarımızla gezdik.

Sonra birden labirent gibi bir yerde ellerimizle duvara dokunduğumuzda Braille alfabesi ile Türk alfabesinin alt alta yazılı olduğunu hissettik. Kendi ismimizin baş harfini bulup, Braille alfabesi ile nasıl yazıldığını anlayıp, elimize tutuşturulan kağıtlara karanlıkta yazmaya çalıştık. Ne yazdık nasıl yazdık ancak dışarıda görebilecektik.

Sonrasında vapur keyfi yaşattı bize Murat Bey, hatta şarkılar söyledik beraber. Üsküdar’a Gider İken ve Erkin Koray’dan Kör Olası Çöpçüler ile inlettik vapuru. Söylemeden geçemem, Murat rehberin sesi de çok güzeldi. Vapurda motor, martı, deniz sesine rüzgar da eşlik etti ki kimse gerçek bir vapurda olmadığımıza beni inandıramazdı. 🙂

IMG_8681

Vapurdan inerek bir cafeye girdik. İçecek birkaç bir şey satın alıp, oturacak yer bulduktan sonra rehberimizle sohbete başladık. Ne hissettiğimizi sordu, uzun uzun anlattık. Paraları nasıl anlıyorsunuz dedik, para tanıma cetvelini çıkardı ve müthiş bir öğretmen edasıyla anlattı tek tek hepimize.

Steve ilk başta çok korkmuş ama sevgi köprüsünden geçtiğinde karanlık korkusunun geçtiğini fark etmiş.

Ben hareket alanımın çok dar olduğunu düşünerek hareket ettim. Kendimi ne kadar kısıtladığımı ortama alıştıkça anladım, el yordamıyla tabii. Gözlerimi kırpmaktan acı duymama rağmen, gözlerimi açık tutmam için hiçbir sebep yokken bile gözlerimi kapatamadım.

Ekip arkadaşlarımızı sesimizle uyardık, takım halinde dolaşabilmek için iyi bir iletişim kurduk.

İyi iletişim kurmayanlarımız da oldu tabii, bastonları ile diğer arkadaşını dürtenler, başka birinin ayağına takılanlar, başını alıp uzak diyarlara gitmeye çalışanlar… Tüm bu yaşananların işe alım kararımı etkileyebileceğini ve ne kadar doğru olabileceğini de düşündüm. Projenin mimarı Alman Andreas Heinecke bu etkinliğin başka bir versiyonunu Karanlık Kutu adıyla sistemleştirmiş ve işe alım, terfi gibi İnsan Kaynakları fonksiyonlarında kullanılmasını da sağlamış.

90 dakika süren bu etkinlikte zaman kavramının ne kadar göreceli olduğunu yaşayarak gördüm. Su gibi akıp gitmiş onca dakika ben minyatür İstanbul’u keşfederken.

Hepimiz Murat rehberin yaşını tahmin etmeye çalıştık. Aydınlığa çıktığımızda tahminimin tuttuğunu görmek beni mutlu etti. Ve sıra ayrılmaya geldiğinde ziyaretçi defterine en içten, en aydınlık dileklerimi karaladım.

karanlıkta diyalog braille alfabesi

‘Bize gezdiğimiz alanın aydınlık halini de gösterecek misiniz?’ dedim. Kıyas yapmak istiyordum ne kadarını algılayabildim, dokunduğum arabanın rengi neydi, vapurda oturduğum sıra ne kadar genişti görmek istedim. Ama o alanı aydınlıkken göremedim.

Sanıyorum işin sırrı da buradaydı. Empatik olabilmek o alanı aydınlıkken göremediğimde gerçekleşti. Kıyas yapamadım, renkleri bilemedim, farkında olamadım göremediğim alanların. Acaba nasıl yerlerden geçtim, nelere dokundum, neleri kaçırdım hiçbir zaman bilemeyeceğim.Şimdi görme engelli, müthiş insanları daha iyi anlıyorum.

Sonrasında rehberle tokalaşırken önce parmaklarımı şıklattım, sonra elini sıktım.

Neden mi? Onu size etkinlikte söyleyecekler. Mutlaka gitmelisiniz!