Zuhal’in okurZuu’hali: Kariyer 2.0 kitabı üzerine

Geçtiğimiz ay İnsan Kaynakları profesyoneli, aynı zamanda www.yetenekvekariyer.com blogunun yazarı Cengiz Çatalkaya’nın yazdığı Kariyer 2.0 kitabını Optimist’in güzel takdimi ile okumaya başladım.

Blog yazılarını ve değindiği konuları ilgiyle takip ettiğim için kitabını da büyük bir istekle okudum.
Yoğunluktan metro ve metrobüslerde okuma fırsatı bulabildiğim kitabı dün akşam Altunizade dolaylarında bitirmiş bulunuyorum. 🙂

Bu kitabı yetenek ve kariyer kavramı, insan kaynakları, blog yazarlığı ve sosyal medya alanları için çok çok çok kıymetli buluyorum.
Her seviyede çalışanın iş hayatında rehber alması gerektiği başarılı bir kitap olmuş.

kariyer 2.0 optimist  2

Blogum üzerinden her ay çok sayıda CV danışmanlığı talebi alıyorum. Aynı zamanda meslek seçimi hakkında sıklıkla görüş paylaştığımız okurlar var.
Zamanım elverdiği ölçüde bu taleplere cevap verme uğraşımı ciddi manada kolaylaştıran kitap oldu Kariyer 2.0. Sanki danışana yazmam gereken her şeyi yazmış Cengiz Çatalkaya.

optimist kariyer 2.0 optimist
Bu kitapta;

İş dünyasında iletişimin nasıl değiştini,
Kuşak tanımlarını, tahminlerini,
Yeteneğin meslekle bağını,
Geleceğin mesleklerini,
Eğitimin kariyer gelişimimizdeki yerini,
İş arama sürecinde aklımızı meşgul eden tüm soruların cevabını,
Takip etmeniz gereken danışmanlık firmalarını, kariyer sayfalarını,
Sosyal medyayı nasıl kullanacağımızı ve bu adımların bize ne kadar faydasının olacağını,
Alanında başarılı olmuş kişilerin hikayelerini,
Blog yazma ve kişisel marka hakkında ihtiyaç duyabileceğimiz tüm temel tanımları,
İnsan kaynakları ve pazarlama alanında takip edilmesi gereken blogları ve okunması gereken kitapların listelerini bulacaksınız.

Değişen iş dünyası gereği kıdemi, yaşı, kariyer hedefi ne olursa olsun herkese rehberlik edebilecek bu kitapta emeği geçen herkesi tebrik ediyor, okuma fırsatı bulabildiğim için kendimi mutlu hissediyorum. 🙂

Keyifli okumalar dilerim.

Ön Yazı Hayat Kurtarır – İş Arama Sürecinden Asansör & Soma Faciasına Uzanan Bir Yazı

Aylardır iş arıyorsun.
Mühendislik, Psikoloji, Hukuk okudun ama iş bulamadığın için Resepsiyonist ilanına başvuruyorsun.
Bilgisayar Programcılığı okudun, kasiyerlik tecrüben var gidip Bilgisayar Mühendisi ilanına başvuruyorsun.
Büro Yönetimi mezunusun, dil bilmiyorsun, gidip CEO Asistanı ilanına başvuruyorsun.
Ne düşünerek yapıyorsun bilmiyorum ama riskli bir şey yapıyorsun.
Amacım kırmak, aşağılamak, burada sana ağır bir ders vermek değil.
Ciddiye almanı istiyorum sadece bu başvuru işini.

Kariyer portalına eğitim bilgilerini girmek, herhangi bir fotoğrafını yüklemek, her alanda açık pozisyon ilanlarını görebilmek maalesef özgürce başvuru hakkı tanımıyor sana.
Bu portalları robotlar incelemiyor.

Başvurular yalnızca otomatik süzülüp en uygun adaylar görüntülenmiyor.
Öyle olsa bile dipsiz bir kuyuya taş atmış olmak değil mi alakasız, özensiz başvurun?
Başvur yazıyor diye başvuruyorsun, senin için bir tıklama meselesi ama yaptığın davranışın devamını düşünmüyorsun.
Okun yaydan fırlaması, sözün ağızdan çıkmasından çok da bir farkı yok ki bunun.
Biraz sitem ediyorum, biraz da anlamsızlık var içimde.
Seni umursuyorum sevgili insan kaynağım.
Yoksa bunca işimin içinde vakit ayırıp bu geri bildirimi yapmazdım.

yazılım uzmanı php  ikulis

Seçme Yerleştirme alanında portal üzerinden ilk aradığım pozisyondu PHP Yazılım Uzmanı. Teknik anlamda çok zorlansam da hiçbir şey beni o düzensiz CV’ler, alakasız başvurular kadar germemişti.
Açtığım CV’lerden ilkinde alanında çok ciddi uzmanlaşmış, ücret beklentisi doğal olarak abarmış bir profille karşılaşmıştım.
Ama CV’de gördüğüm fotoğraf Coşkun GÖĞEN’in fotoğrafıydı. Evet hani Yeşilçam’ın kötü karakteri, hani ‘tecavüzcü Coşkun’ olarak bilinen adam… ( Şimdi anladın mı neden yazının görseli bu amca? )
Şok olmakla sinirlenmek arasında gidip gelmiş, anı olarak saklamıştım o başvurunun ekran görüntüsünü.
O olaydan 5 yıl sonra bugün yazıyorum bunu.

Çünkü seni umursuyorum hala.
Çünkü bazı adaylar aşırı farklı hareket ediyor, bazıları aşırı özensiz.
Kimisi ön yazısını klasik bir format ile saygıdan kırılarak iletebilme nezaketi gösterirken kimisi fotoğraf ya da iş tanımını alelade eklemiş olabiliyor.

Bu konu uzar gider, ezberci bir toplum olmamıza inat ne yapman gerektiğini değil ne yapmaman gerektiğini ilerleyen dönemlerde sık sık anlatacağım. Bugün ön yazıyı neden önemsiyorum bundan bahsetmek istiyorum.

ikulis iş başvurusu

Alakasız başvurular hariç, bazı kriterlerini karşılayamadığın ilanlar görüyorsun ve başvuruyorsun.
Mesela, alanında en az 3 sene deneyimli diyor sen 2 sene deneyimlisin. Orada ön yazı devreye girsin, o 1 senelik açığı nasıl kapattığın/kapatacağını yaz.
“2 sene çalıştım ama şu şu projelerde aktif olarak yer aldım bu nedenle tecrübemin yeterli olduğunu düşünüyorum” yaz.
İngilizce seviyeni iyi diye belirtmişsin, aktif olarak kullanmıyorsun o dili, ön yazı devreye girsin, “yazışmalar ve sunumlarda sıklıkla kullanıyorum” yaz ben bileyim onu.

Farklı bir ürün grubunun satışında, pazarlamasında bulunmuşsun, uzaktan yakından alakalı bir başka ürün grubunun satışına talip olmuşsun, ön yazı devreye girsin, o ürün hakkında yaptıklarını, bildiklerini yaz.

Askerdeysen, okulun bitmediyse, kalan derslerin varsa yaz bana onları neden önünde gönderilmeye hazır form varken tek tıkla başvuru tercih ediyorsun?

Bir gün bir İşe Alım Uzmanı deneyimin az diye, askerdesin boş yere meşgul ettin diye, efendi gibi açıklama yapmadın diye kara listesine alıverir seni.
X ilanına gelen başvurulara bakarken firmanın çıktığı her ilana başvurduğunu görünce düşünmez kara listeye alır seni.
5 ay önce Muhasebe Uzmanı ilanına başvurup, bu ay Departman Asistanı ilanına başvurdun diye kara listeye alır seni.
Ertesi gün diğeri, başka bir gün diğeri…

İşsizlikten yaptığın çoklu başvuru, düşünmeden yaptığın bu hareket iş arama sürecini uzatacak ey kaynağım, yapma.

warning ikulis

Yazıyorum çünkü gerçekten anlam veremiyorum.
Yazıyorum çünkü ben açık pozisyonlarımı kapatabilmek için sayısız adayın CV’sini incelerken, ülkede işsizlik had safhada.
Yazıyorum çünkü düzensiziz.
Yazıyorum çünkü özenmek nedir unuttuk.

Temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için girdiğin iş arama sürecinde bile bu kadar özensizsen kimse seni işe almamalı. Acı ama gerçek düşüncem bu benim.

Yolda gördüğün taşa kadar fotoğrafını çekip instagram’dan retrica’dan paylaşırken, kendi fotoğrafını çektirip CV’ne eklememen çok özensizce.

Firma bilgisi ve pozisyon adını listeden seçip iş tanımını detaylı yazmaman çok özensizce.

İkamet yerini değiştirip, on yıl önceki telefon numaranı, adresini CV’nde bırakman, “kayınbabanın, amcanın oğlunun, eltinin” telefon numaralarını ikinci numara olarak vermen çok özensizce.

Ön yazıyı umursamadan sayısal loto oynar gibi, piyango bileti mantığıyla iş araman çok özensizce.

Yazıyorum çünkü dün CV’sine özenmeyen bugün iş yapış şekline de özenmiyor.

Sonra bir gün geliyor, özensiz bir işe alımcı, özensiz bir CV sahibini özensiz bir mülakat sonrası işe başlatıyor.

Sonra o özensiz çalışan, özensiz gıda üretiyor, özensiz tedavi uyguluyor, özensiz bina inşa ediyor, özensiz araç kullanıyor, özensiz ekip yönlendiriyor, özensiz bakım yapıyor…

Böyle böyle o çalışan özenli hayatlara sebep olacak kadar özensiz bir ömür yaşıyor.

Yapma yani.

Sen de umursa…

maden-iscisi-cocugunun-cizdigi-resim-ikulis-işçi-işbaşvurusu

Ofiste Yetkinlik Bazlı Mülakat Tarifi

Malzemeler

Bir adet açık pozisyon,
Eser miktarda kariyer portalı,
Aldığı kadar aday,
Bir tutam yetkinlik,
Bir demet soru,
Üç tutam cevap,

İç harcı için;
Güzel bir puanlama sistemi,
Bol bol not,
Göz teması,

Servis için;
Mülakat rapor formu,
MS Office falan

Hazırlanışı:

Açık pozisyonu bu iş nedir, nasıl yapılır, yapmak için ne gibi teknik bilgiler gerekir, fonksiyonel olarak neler gereklidir, ne gibi deneyimleri ister, nasıl bir insan bunu yapabilir, nasıl konuşsun, ne şekilde motive olsun, kimlerle çalışsın, raporlaması mı gerekir ekip yönetmesi mi, proje bazlı bir iş mi, zaman yönetimi mi iyi olsun, iletişimi mi, sonuç odaklı biri mi bu işi iyi yapar, ayrıntıcı biri mi vb. soruları ile irdelediğinde aslında eline epeyce bir yetkinlik çıkacaktır.
Bu yetkinlikleri ve tabii ki uygun soruları her aday için mülakatta kullanıp puanlamayı da bu önem derecesine göre yapınca yetkinlik bazlı mülakatı yapmış oluyorsun.

Önemli birkaç nokta var;

Mesela çıkardığın sorular hep deneyimlenmiş şeyler olsun.
Yani “Şöyle bir durumla karşılaştığın oldu mu? Sen ne yaptın? Sonuç ne oldu? Bu sonuca senin katkın ne oldu?”
Bir olay varsayıp geçmişte buna benzer bir şey yaşayıp yaşamadığını, yaşadıysa ne gibi aşamalardan geçtiğini, zorluklarla nasıl başa çıktığını sonucun ne olduğunu sorunca hedeflediğin yetkinlikleri yakalamış oluyorsun. Bir de aday benzer durumlarda benzer davranışları tekrarlıyorsa bundan iyisi Şam’da kayısı diyorum.

Niye yetkinlik bazlı mülakat yapıyoruz? Çünkü mülakatı dizginleyen bir unsurdur yetkinlik ve biz yetkinlikler çerçevesinde hareket etmezsek o mülakat bir tanışma ve etkileme sohbetine dönüşür, soruların hiçbirini cevaplatamadan adayı uğurlamak zorunda kalırız.
Bu tür durumlarda adayla ilgili olumsuz bir durum nadiren aklımızda kalır ve sonradan düşündüğümüzde adayı olumlu değerlendiririz.

Peki yetkinlikler gökten mi iniyor? Bunların bir listesi var mı? Hazır bulunur mu?
Hazır alıp kullansak evde yapmış gibi olur mu?

Şimdi, yetkinlik belirlemek oluşturulmuş kurullarca yapılabilen bir iştir. Psikologlar, işin ehli çalışanlar, yöneticiler, eğitimciler işin içine girer. İşe uygun davranışları belirler, kurumlarına uygun bir temel yetkinlik, işe uygun bir yetkinlik listesi yapabilirler. Uygun soruları sormak sana kalır.
Bir de dışarıdan bu hizmeti hazır alabiliriz. Kuruma çok uygun da olabilir, olmayabilir de. Lakin bazı işler için aranacak temel yetkinlikler konusunda yeterli olabilir bu hizmetler.
Yine de dönem dönem yapılan işin yetkinliklerini güncellemekte fayda vardır, çünkü iş dediğin zenginleşiyor, teknoloji gelişiyor, mutlaka ek yetkinlikler gelmiştir, mutlaka bazı şeyler demode olmuştur.

Sen bu yetkinlikleri revize eden grupta değilsen, alabileceğin temel bir yetkinlik bazlı mülakat eğitimi rahatlıkla yetecektir ilgili mülakatı yapmana.

ikulis net yetkinlik bazlı mülakat 2

İK’cısın referanslı CV gelir, adayı olumlu görmek baskısına kapılırsın falan. Aman, yetkinlik bazlı mülakat yap.

Bugüne kadar beden dili dendi, duruş, bakış yalan söyleme konusunda fikir verir dendi. Bunların yüksek geçerlilikleri yok. Yetkinliklerine sarıl.

İnsanlar işitsel, görsel, kinestetik hafızalarını kullanıyor olabilirler, adayın sağa sola bakmasına anlam yükleme.

Senden yaşça büyük, kıdem olarak yüksek bir adayın mülakatını sadece sohbet ederek doğru yorumlayamazsın. Yetkinliklerden kopma, yaşın, kıdemin önemi kalmasın.

Zaman her zaman baskı unsurudur. Bir soru sorduğunda aday o soruya başka türlü cevap verme eğilimindeyse yetkinlik listene bak, farklı açıdan sor. Zamanın kısıtlı olduğunu ve bu konuda adayı daha iyi tanımak istediğini nazikçe ilet. Yetkinlik bazlı mülakatlarda sorular acımasız ve nettir bu yüzden senin tavrın o oranda yumuşak, yüzün de o oranda güleç olsun ki aday agresif görmesin seni. Aksi durumda daha asansördeyken gelsin lanetler, gitsin iş bilmeyen havalı İK’cı söylemleri. Twitter’dan iki de laf soktu mu evlere şenlik 🙂

Haklı mıdır? Bazen haklıdır aday işte. Sen o kadar mülakat teknikleri eğitimi almakla övün, İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna mülakata çağır adayı, aday bir de işsiz olsun, sen de karşısında çatır çatır maaşı yatan, ücret paketi dolgun, sigortası asgariden yatmayan bir danışman ol, tabii ki hata yapma lüksün yok İK’cı 🙂 Dikkat ediver bi zahmet…

Yetkinlik sorularına yeterli cevapları aldıysan, iş tanımına uygun ağırlıklarda puanlamanı yap. Adayları puanlar ve yetkinlikler üzerinden kıyasla.
Çalışanın hazır. 🙂

(Afiyet olsun.)

En uygun adayı tercih ettiğin için başın dişin ağrımaz, vicdanın da rahat olur her zaman.
Kulakların her türlü çınlayacak, zira her işe alım sürecinin mutlaka kaybedenleri olacaktır.

Yetkinlik konusunda uygulamalı eğitim veren referanslı firmaları tercih et ki teoriden kopup işin püf noktalarını iyice öğren.Sonra kendi sorunu da yazarsın, yetkinlik fırtınanı da oluşturursun.
(Güvenilir firma istersen bana sorabilirsin, bir mail kadar yakınındayım. 🙂 )

Adaylarının mülakat salonundan gülümseyerek ayrıldığı ve asansörde sana dua ettikleri günlerin olsun. (Abarttım di mi?)

God bless you mülakatçı!

ikulis işe alım

Zuhal DURSUN

İşsizlik psikolojisi, işe ara verme ve saklanan cesaret üzerine…

Merhaba Dünyalı, biz dostuz.

Uzun zamandır ilk defa bir pazartesi sendromu riskine tabi uyandım. Bu satırlar benim kendimi rahatlatma satırlarım oldu bir diğer yandan.

Geçtiğimiz hafta okulumun tatile girmesini fırsat bilip daha önce çalışmadığım bir sahada, danışmanlık firmasında çalışmaya başladım. Firma tarafı, danışmanlık tarafı ikilemini çok yoğun yaşadığım iki koca gün geçirdim.

Anlamsız bir şekilde bir şok halinde masada oturduğum iki koca gün.

Alışma döneminde ara ara alnımdan şeytan boynuzları fışkırıp kulağıma “Eve git Zuzu, sen zaten bla bla” diyordu.

Şimdi bu satırları yazabilecek kadar durum analizi yapabilmiş, şekerden şerbetten hallice bir üslupla benimle konuşan bir proje yöneticisi ve her yerde gözü olan sıkı takipçi bir oryantasyon sorumlusu yardımı ile şoku atlatmış durumdayım.

Hayati tehlikem kalmadı ve tedavi sürecim süper olumlu geçti yani. 🙂

Ne mi düşünüyorum?

İşsizlik psikolojisi ve işe ara verme hakkında eskisinden daha olumsuz düşünüyorum artık.

Blog, yüksek lisans ve zirveler sayesinde insan kaynaklarından kopmadığım bir ara dönem geçirsem de farkında olmadan çalışma hayatından uzaklaşmışım.

Çalışarak hatta çok aktif çalışarak geçirdiğim 3,5 senenin bana kazandırdıklarını ilk iki gün hatırlamayacak kadar alıştırmışım kendimi bağımsızlığa.

Ve farkında olmamışım bunu yaparken.

Daha kurumsal bir şirket olsun, biraz dinleneyim, okuluma daha güzel vakit ayırayım, daha doğru adımlar atayım derken aslında sürecimi biraz farklı yönetmişim.

Sonuçlarını da ancak çalışmaya tekrar başladığımda gözlemleme fırsatım olabilmiş.

İşi olmayan, öğrenci olan, kafa tatili yapan sevgili insan, yazının bundan sonraki kısmında dostum olarak hitap edeceğim sana ve soruların olursa sana da yardım edeceğim motive olmanda. Bunu bir söz olarak algılamanda hiçbir sakınca yok. 😉

Demem o ki dostum, ne kadar ofisten uzakta yaşarsan o kadar tehlikedesin, istediğin kadar süreci istediğim gibi yönetiyorum de yine de kendine çok da iyi bir şey yapmıyorsun.

İşsiz birinin karşılaştığı aile tutumları, çevre tutumu, her şeye kızgınlık duyma, ümitsizlik, umutsuzluk belirtileri, aslında olmadığı halde toplum baskısı hissetme, depresyon halleri falan sana çaktırmadan gelip içinde dolanıyor da fark etmiyorsun.

Ne kadar zor bir işte çalışırsan çalış, stres düzeyin her zaman işsizlik sürecinde daha yüksek.

Sadece kendi oluşturduğun alanda yaşayarak, kendi belirlediğin insanlarla muhatap olduğun için tahammül seviyen düştü.

Kimi zaman dünyayı yesen doymuyorsun kimi zaman bulaşık ve çamaşır makinesi arasında geçen zamandan tiksinip ağzına tek lokma koymuyorsun.

Sağlık sorunların arttı, tansiyonunun kulaklıklarında hep Ankara’nın bağları çalıyor, nabzın ya ölü gibi ya da beline ceketini sıkıştırıp piste kendini atma halinde.

Ve benzeri halleri yaşayıp sebebini çoğu zaman fark etmiyorsun.

işsizlik psikolojisi eve kapanma

Diyeceğim o ki eğer kendi isteğinle çalışmaya ara verdin ise, fazla uzun tutma.

Günümüz CV’leri eskiden olduğu gibi, bir şirkette en az üç yıllık çalışmalar ile dolu değil. En iyiye ulaşmak için beklemek herkesin harcı değil.

Bir süre sonra CV kalitesi bahanen olursa toparlanmakta sıkıntı çekeceğin de aşikar.

Ne yap, ne et, evde oturma dostum.

Orası Araf!

Ve çalışmıyorken sen sen değilsin.

İş teklifi alıp karar aşamasında anasına, atasına danışmak zorunda olanlara birkaç söz…

Yaşın kaç bilmiyorum, öğrenci olabilirsin, tecrübesiz ya da acayip tecrübeli olabilirsin.
Belki de uzun süredir işsizsin ve hatta maddi sıkıntıların var, acayip paraya sıkıştın.
Bakmakla yükümlü olduğun tatlı veletlerin, nazlı kızların var.
Eşin tek başına yetişemiyor belki evin ihtiyaçlarına.
Belki çok istediğin bir telefonu almak için günlük işler yapmaya çalışıyorsun, belki araba hayalin var derdin bir an önce bir işe girmek.
Belki kendini geliştirmeye niyet ettin, kursa gidiyorsun ya da kapandın eve deliler gibi yabancı dil çalışıyorsun.
Ve sanki kursa devam etsen, sınavlarını geçsen, yabancı dil öğrensen birkaç level yukarı sıçrayacaksın. Var içinde öyle hisler.
Ve hatta kafanda bu dönemi böyle tasarlamışsın.
Lakin hayat hep senin planlarına göre işlemiyor.
Belki de bir fırsat en kritik döneminde seni dürtüyor.
Falan filan.
Az çok bir çerçeve çizdiğimi düşünüyorum.

Yukarıdaki tüm ihtimalleri yok et kafanda önce.
İçine bak bakalım, başvurduğun ya da teklif aldığın iş sana sence zamanında mı geldi?
Başlama tarihin o işin başarısını etkileyebilecek bir dönem mi?
Diyelim ki kabul ettin, emek verdiklerin ve henüz bitiremediğin o süreçler risk altına giriyor mu?
Bir yıl çalıştın, o sürede sekteye uğrayan işin, gücün, eğitimin, en başta bir sene önceki hırsın ve azmin meyvesini veremedi. O bir yıl çalışma sana biraz cep rahatlığı, bir kredi çekme imkanı sağlarken geleceğin için yeni kapıları ardına kadar açacak kadar güçlü bir çalışmışlık mı? Bu kadar etkili bir tecrübe mi?
Önceliklendirdiğin ve belli bir önem yüklediğin sorumlulukların çok fazlaysa, gelen teklif bu sorumluluklarınla entegre olmak bir yana sana köstek olacaksa, getirisi sadece belirli iş sözleşmesine yazılmış tutar olarak aklında kalacaksa sana sözüm hayallerinin peşini bırakmaman.
( Bunu çok uçuk hayalleri olmayan bir aday olduğunu düşünerek söylüyorum, ayakları yere basan aday candır 🙂 )
302427_10150416656774084_1938534089_n

Yaşın, konumun, maddi destek olman ya da alman nedeniyle ailene, arkadaşlarına ya da içindeki korkuyla yönlendirilmiş, acil ihtiyaçlarla önceliklendirilmiş dürtülere danışmak zorunda kaldığın olmuştur, olacak.
Onları dinleme!

‘İş önemli değil sen parana bak’ derler.
‘Unvan iyi işte, iş tanımını napcaksın!’ derler.
‘Hele bi gir de, elbet sen çalışırken iş teklifi gelir başka yere geçersin’ derler.
‘Sen başla, iş çok vaktini alır da kursundan, sınavından, ailevi sorumluluklarından geri kalır ilişkileri yürütemezsen, yapamazsan söyler bırakırsın nolcak canım’ derler.
DERLER…

stres4

Bir İK’cı olmadıkları, bir Kariyer Danışmanı gözünden bakamadıkları için bunları derler.
İlkeleri olan bir çalışan olmadıkları için derler.
Prensipleri olan bir birey olmadıkları için derler.
İş ahlakı duyguları temel ihtiyaçları tarafından baskılanmış bir ihtiyaç sahibi oldukları için derler.
İnsana ve ilişkilerine, zamana ve referansa gerektiği kadar önem veremedikleri için derler.
Senin diğer sorumluluklarını, planlarını, stratejini bilmedikleri, bilseler de hoşlarına gitmediği için derler.
Belki de seni fazla önemsemedikleri için derler.

Yani aslında kötü insan olduklarından değil, bu bakış açısına haiz olmadıklarından derler.

Sen onlara uyma sevgili aday!
Başarından pay alacakları kadar başarısızlığından pay almayacak, olumsuz sonuçları, altına girdiğin riskleri seninle birlikte göğüslemeyecekler ne yazık ki…

Kafanın rahat, başka sorumluluklarının olmadığı bir dönemde, hiç aklında olmayan bir işi tüm psikolojik sözleşmelerini yaparak kabul et, kendini gerçek tut ve maksimum performansını göster, yine de olmadıysa nasip de geç. En azından arkanda seni verdiğin çabayla, ilkelerinle, aklınla hatırlayacak bir iş çevresi bırak ki CV’nin geleceği aydınlık olsun.

Yok Dimyat’a pirince giderken evdeki bulguru kurtlandıracaksan o kararı bir zahmet alma.
3 kuruş kâr için 5 kuruşluk risk alınmaz.
Hem zaten Mısır çok karışık, otur evdeki bulguru planlı şekilde ye, birkaç level atla, dilersen Madagascar’a tatile giderken Dimyat’a uçaktan el salla…

Benim yorumlamam bu kadar… 🙂

hqdefault

zuhal imza

Merhaba Kariyer.net merhaba; I have a good idea!

Sisli, soğuk, işe yaramaz bir cumartesi gününü işe yaratmak için aldım klavyemi elime.

İki haftadır “İnsana Saygı” Ödülü alan firmaların “basında biz” vb. haberlerini okuyorum.

Geçtiğimiz yıllarda da bu başvuru ve cevap oranı üzerinden ödüllendirmelere şahit oldum ve hatta başka bir portaldan ödül de aldım.

Ödül vermeniz fikrini istihdam için çok önemli buluyorum. Lakin düşünüyorum ki bu fikir neden gelişmesin, ölçütleri neden değişmesin?

Araştırdığım ve öğrendiğim kadarıyla şu anki sistem, başvuruların tamamını olumlu ya da olumsuz herhangi bir mektup ile cevaplama kriteri üzerine bina edilmiş. Bunun yanında en çok istihdam yaratan firma, en beğenilen ilan, en beğenilen firma, en çok başvuru alan firma gibi kategoriler de var.

Önerilerimi dilerseniz mevcut ödül sistemini iyileştirmek için kullanın dilerseniz de yeni bir hizmet alanı oluşturmak ve bu alanda ödüllendirme yapmak için kullanın; her ikisi de bana uyar:)

Kariyer.net’i bilen bilir, portalına üye olan adayları bilgilendirmek için olabildiğince hassasiyet gösteren bir firmadır:

• Adayın özgeçmişinin daha iyi hale gelmesi için koçluk yapar,
• Benzer pozisyonları gözden kaçırmamamız için sürekli teyakkuzda olmamızı sağlar,
• Başvuru yaptığımız pozisyona ne kadar ilgi duyulduğunu öğrenmemizi sağlar,
• Bizi kimler görüntüledi, iş arama sürecimizde hangi aşamadayız vb. sorulara cevap verir.

Tüm bunların farkında olmamız için bizim yerimize düşünüp sitenin altyapısını buna göre geliştirir.
Kariyer.net hizmetlerindeki hassasiyet aynı şekilde işveren firma üyelikleri için de geçerlidir. İşe Alım Uzmanlarına verilen destekler, 10.kat eğitimleri, müşteri hizmetleri kalitesi için verilen uğraşlar ile rakipleri arasından sıyrılmış ve marka olmuş bir portaldır. Adeta online bir kariyer koçudur adaylar için.

Kariyer Net İnsana Saygı Ödülü İkulis

Geçtiğimiz hafta Kariyer.Net üyesi bir firma ile iş görüşmesine gittim. Firmaya nazar değmesin diye burada ismini vermiyorum. Olur da ben işe girersem nazar boncuklarıyla süslü bir yazımda bunu zaten ilan eder, sizi de haberdar ederim. Sadede geleyim: Efendim bu firma;

• İlanı süper eğlenceli,
• Sosyal ağlardan pozisyonunu duyuran,
• Başvuruya çok çabuk yanıt veren,
• Telefonda müthiş bilgilendirme yapan,
• Çok keyifli bir e-posta ile mülakat yeri ve görüşmeci hakkında bilgi veren,
• Olası sorularım için bana kapı aralayan,
• Mülakata gittiğimde ise beni kraliçeler gibi karşılayan,
• Beni kasmayan, bana kendim gibi olmamı sağlayacak ortamı hazırlayan,
• Mülakat sonrasında da işe alım süreçlerini benim değerlendirmem için anket yollayan,
• İşkolig, Şeffaf Ofis, Ekşi Sözlük vb. sitelerde hakkında neredeyse kötü bir yorum olmayan,
• Hizmetlerinden, bu ülkede yararlanmayan insanın yok denecek kadar az olduğu.

Yani gözümde “İnsana Saygı”nın anıtı olmuş bir firma…

Merak edip ödül verdiğiniz firmaları inceliyorum ancak maalesef bu firma listede yok.

Yazının başında Kariyer.Net için belirttiğim olumlu düşüncelerimi yaşadığım bu süreçle destekleyerek kendilerine bir öneride bulunmak istiyorum.

Nasıl işveren firma üyeliklerine siteniz üzerinden “mülakat düzenleme alanı” oluşturdu iseniz, bunun farklı bir versiyonunu adayların kullanımı için de düzenleyebilirsiniz. Adayın bu sayede, başvuruda bulunup geri dönüş aldığı firma için, sorularını sizin hazırladığınız anket üzerinden işe alım süreci değerlendirmesi yapmasına olanak sağlarsınız. (Bu yapı daha da geliştirilebilir.)

ikulis rapor

Sonuç olarak aşağıdaki konular hakkında veriler toplanmış olur.

• Firma açık pozisyona en uygun içerikle ilan veriyor mu?
• Firmalar mülakat organize ederken doğru kişilerle, doğru kanallardan, doğru bilgilendirme yapıyor mu?
• Firma telefon veya online görüntülü mülakat kanallarını ne sıklıkta ve hangi kalitede kullanıyor?
• Davet edilen adaya mülakat öncesi ve sonrası soru sorabileceği, bilgi alabileceği imkanları oluşturuyor mu?
• Firma mülakatta vasat mı, agresif mi, yaratıcı mı, farklı mı vb.?
• Mülakat saatine uyuluyor mu? Mülakatlarda açık pozisyon hakkında geniş bilgi veriliyor mu yoksa mülakata gitmekle iş ilanını okumak adayda aynı etkiyi mi yaratmış? Görüşmeci, adaya saygılı mı?
• Mülakatı açık pozisyona uygun unvanda biri mi yönetiyor yoksa daha alt bir pozisyonda çalışan mı seçilmiş?

Bunlara ek olarak zaten halihazırda veritabanınızda bulunan;

• Hangi kadro için hangi firmalar, sektörler daha çok ihtiyaç duyuyor?
• Hangi firmalar daha sağlıklı bir işgücü planıyla hareket ediyor? (Belli periyotlarla çıkılan ilanlar, pozisyon dondurma ve ilanın yayından kaldırılması verilerinden hareketle)

Bu gibi verilerin; firma ismi belirtilmeden aynı sektörde iş yapan firmalara satışı da gerçekleştirilebilir, bu da yanınıza kâr kalır 🙂 (Hay Group piyasa raporları gibi)

Ayrıca firmalara da otokontrol mercii olursunuz benden söylemesi 🙂

Sizi kayda değer buluyoruz, verilerinizi önemsiyoruz…

Neden Kariyer.net İnsana Saygı Ödülü; bir Oscar etkisi yaratmasın ki işverenlerde? 🙂

Daha nice ödüller verdiğiniz ve istihdama bu derece katkı sağladığınız yıllar görmek dileği ve sevgilerimi sunarım.

Zuhal DURSUN

zuhal imza

Klasik sosyal faaliyet anlayışı: Futbol Turnuvası ve Zoraki Piknikler

Bir firmanın iş dışında çalışanlarını ne gibi sosyal ortamlarda buluşturduğunu artık hepimiz önemsiyoruz. İşe girmeden önce bunu sorgulamayan adaylar dahi işe başladıklarında farklı sosyal ortamların özlemini çektiklerini dile getiriyor. Nitekim İnsan Kaynakları departmanları da bu alanda değişik öneriler getirme telaşında.

Secretcv bir anket yaptı geçtiğimiz günlerde. Adaylara şirket aktivitelerinden hangisinin motivasyonlarını arttıracağı soruldu. Gelen yanıtların %22’si spor turnuvaları oldu. Dans dersleri, fotoğrafçılık, paintball, bowling, trekking ve mutfak etkinlikleri gölgesinde kaldı sporun 🙂 Çok çok az sayıda firmanın kendine ait voleybol takımı, basketbol kulübü var.  KlimaPlus gibi su sporlarını destekleyen firmaları ayrı tutarsak, her şirket için turnuva=futbol anlayışı hakim hala.

secretcv anket

Türkiye’ de spor demek futbol demek maalesef. Bu sebeple çıkan sonuca da üzüldüm şahsen. Tabii burada yine İnsan Kaynakları çalışanları ve yönetimin bu konuda farklılık ve farkındalık yaratmaması durumu ortaya çıkıyor.

Biliniyor ki; şirketlerinde bowling, mutfak etkinlikleri, paintball faaliyetleri bir kere olsun yapılmışsa çalışan bu ekip oyunun tadını da seviyor. Tekrarını bekliyor. Sosyal hayatında hiç bowlinge gitmemiş bir mavi yakalının, sadece futbola ilgi duyması gayet beklenen bir sonuç değil midir?

İnsan bilmediği şeyden korkar. Hayatında hiç çocuk gibi kendini özgür bırakıp o anın tadını çıkarmamış bir çalışana paintball teklif ederseniz bunu garipseyecektir. Ataerkil bir toplumda yetişmenin örselediği bir erkek çalışana mutfak etkinliğini sevdirmek elbette zor bir uğraştır. Ama işi insan olanın kolayı araması zaten tezattır.

Sosyal faaliyet deyince hemen ‘Piknik yapalım! Futbol turnuvası düzenleyelim!’ sesleri yükselmesin artık. Erkek çalışanlar hırsla halı sahalarda koşarken, kadın çalışanların tel örgüler etrafında donarak maç izlediği ortamlar ne kadar sosyaldir ki? Ya da pikniği düşünelim, aile katılımlı olsa bir dert, olmasa başka. Aileyle gelen bir işçinin iş arkadaşları veya onun ailesiyle etkin bir iletişim içine girmesi mümkün mü?  Ailesiz katılımda tüm gün süren bu etkinlikte çocuklarını, eşini düşünerek mutlu olmak mümkün mü?

Bu anlayışın ötesine geçmek lazım. Yönetimin İnsan Kaynakları çalışanına sürekli ‘Peki ya maliyeti?’ demediği organizasyonlar hayal olmasa gerek.

Bu arada sadece eleştirmek kolay, öneri de sunmalı di mi insan ? 🙂

Anketteki futbol ve piknik seçenekleri dışındaki tüm faaliyetler daha sağlıklı öneriler bence.

Ayrıca ekip olmanın tadına varmak için aşağıda linkini belirttiğim aktivite parkurunu da değerlendirebilirsiniz.

Keyifli çalışmalar dilerim 😉

http://www.guralsapanca.com/sapanca/toplanti-etkinlik-organizasyon/etkinlikler/#

insan kaynakları sosyal etkinlik önerileri

Zuhal DURSUN

İki Çevrecilik Örneği : Çevreci BİM ve Teşekkürler Melek BAYKAL & Sahrap SOYSAL

Günümüz televizyonlarında gündüz kuşakları kadın programları ile doludur ve genelde zayıflama, güzellik sırları, yemek benzeri klişe konuları işler bu programlar. ‘Ne giysem, hangi kadının yemeğini eleştirsem, hangi aile faciasına tanık olsam’ hissiyatıyla dolu, içi boş konuların insanların kalbini kararttığını düşünür izlemeyi reddederim. Her fırsatta da dile getiririm, insanımıza hiçbir şey katmayan, oyalama programlarına izin vermenin ülke gelişimine ne derece zarar verdiğini, vereceğini. Bunca içi boş konuyu baş tacı eden programları yayınlayan kanallar nedense bir Doğan Cüceloğlu’nu yayınlayıp da annelerimizin, komşularımızın, cahil tanıdıklarımızın, evde emeklilikten, işsizlikten sinir küpü olmuş erkeklerimizin iç dünyalarını aydınlatmazlar. İnsanımızı medeniyete yaklaştırmazlar..

Dün şaşırdığım bir şey oldu; Melek Baykal ve Sahrap Soysal’ ın çevreye karşı ne kadar duyarlı insanlar olduklarını bir gündüz kuşağında öğrenmiş bulundum. Sevgili Melek Baykal’ ın ‘Melek’ isimli bir kadın programı var. Sahrap Hanım’ da ona eşlik ediyor. Bu iki müthiş kadın hiç üşenmemişler, Şişli Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü’ne gidip, temizlik işçilerinin bir gününü konu etmişler. İşçilerle çöp toplamış, konteynırlarda sergilediğimiz çevre bilinçsizliğimizi tokat gibi yüzümüze vurmuşlar.

sahrap melek
Melek Hanım, saati dışında konmuş ve ortaya saçılmış çöpleri, geri dönüşüm gözetilmeden bir poşete sıkıştırılmış atıkları, tek bir çöp toplama seferinde kamyonlara yüklenen sayısız market poşetini ekranlara taşıyıp ‘Şu manzaradan utanıyorum! Umarım biraz olsun bilinçlenir, daha dikkatli olursunuz atıklarınız konusunda!’ demiştir ve beni benden almıştır.

Yolda yere atılmış, bir dakika sonra kendiliğinden sönecek bir izmariti fark etsem hiç durmam basarım üzerine ben. Ne kokusuna dayanırım ne de o küçücük sigaranın yanarken harcadığı oksijenin israfına. :/ O sebeple benim dünyamda çevreye özen gösteren kişilerin, firmaların yeri ayrıdır. Öper başıma koyarım, ekmek misali 🙂

Çevreci bu iki insanı izlediğim için mutluluktan uçarken, başka bir çevrecilik örneğine şahit oldum ki bu da ziyafetin üzerine gelen tatlı gibi mest etti beni. Dün akşam bu değerler çerçevesinde takdir ettim BİM’i.

fotoğraf 1

Gördüğünüz bez torbayı kendi adına ürettiren BİM, 1,25 TL gibi düşük bir fiyatla satışa sunmuş. ‘Aaa ne kadar ucuzmuş!’ dedim ve elim ben daha komut vermeden gitti rafa. Kasada aldığım ürünlerin tamamını tüm bakışlar önünde bu torbalara koydum ve kasiyerin poşet istiyor musunuz sorusuna burnum havada, başım dik, en Avrupai ses tonumla ‘hayır bez torbalar kâfi’ yanıtını verdim. 🙂
Ardımdan tam üç tatlı teyzecik torbaların fiyatını sorup o rafa yöneldi.
Bilindiği üzere BİM neredeyse her mahallede satış yapıyor ve yurdum insanı ekonomiklik, çeşitlilik ve benzeri sebeplerle bu marketi tercih ediyorlar. Bu açıdan bakıldığında konteynırları bilinçsizce dolduran insanımıza birkaç adım daha yaklaşmış oluyor bu çevreci hareket.
Bu yazıyı okuduğunuzda ‘Pek çok market bez torba üretiyor!’ diyebilirsiniz. Lakin benim takdir ettiğim yanı, BİM’in bu torbaları yüksek ücretten sunmaması.
Yıllardır bez torbaları eline alıp pahalı olduğu gerekçesiyle geri bırakmış bir insan olarak düşündüm ki; hem çevreciyim bez torba üretiyorum deyip hem de bunu fahiş fiyattan halka satmanın maksadı bağcıyı dövmekmiş. BİM bu kadar şirin torbaları üretip, insanlara uygun fiyattan sunabiliyorsa, hepimiz bunu konuşalım, BİM de çevreci çevreci üzümünü yesin 🙂

Dipnot: Yeşilçam filmlerinde ellerinde file torba, kese kağıdında meyvelerle evine dönen iyi niyetli insanlardandık. Biz endüstriyi geliştirdik, endüstri bizi değiştirdi. Çöp poşeti yapmanın derdine düşmeyip çevreye zarar vermememiz mümkün, özümüzde bu var yani, ürkmeyin o kadar..

Zuhal DURSUN