Teşekkür ederim mercimek!

Bugün kutup bölgesinde yakaladıkları büyük balığı diğer komşularına pay eden tatlı insanlar izledim bir belgeselde.
Dayanamadım yazmak istedim size de.
Orada çekim yapmaya giden amca bir şey dedi:
‘Burada insanların, yedikleriyle aralarında saygıyı içeren bir bağ var. Bu pek çok yerde maalesef yok.’

Evet yediğimiz şeylere ne kadar saygı duyuyoruz? Ne kadar anlamlı bizim için varlıkları? Bir meyve tabağı geldiğinde önümüze, ‘vaauuvv gösterişe bak’ mı diyoruz yoksa bu kadar zengin bir besin grubuna sahip olabildiğimiz için şükür halinde miyiz? İçtiğimiz suya, yediğimiz bir elmaya ya da mercimeğe saygı duyalım, var oldukları ve bizim oldukları için de teşekkür edelim Yukarı’ ya 😉

Farkında Olmanın Zuuhali 😉

Merhaba Kariyer.net merhaba; I have a good idea!

Sisli, soğuk, işe yaramaz bir cumartesi gününü işe yaratmak için aldım klavyemi elime.

İki haftadır “İnsana Saygı” Ödülü alan firmaların “basında biz” vb. haberlerini okuyorum.

Geçtiğimiz yıllarda da bu başvuru ve cevap oranı üzerinden ödüllendirmelere şahit oldum ve hatta başka bir portaldan ödül de aldım.

Ödül vermeniz fikrini istihdam için çok önemli buluyorum. Lakin düşünüyorum ki bu fikir neden gelişmesin, ölçütleri neden değişmesin?

Araştırdığım ve öğrendiğim kadarıyla şu anki sistem, başvuruların tamamını olumlu ya da olumsuz herhangi bir mektup ile cevaplama kriteri üzerine bina edilmiş. Bunun yanında en çok istihdam yaratan firma, en beğenilen ilan, en beğenilen firma, en çok başvuru alan firma gibi kategoriler de var.

Önerilerimi dilerseniz mevcut ödül sistemini iyileştirmek için kullanın dilerseniz de yeni bir hizmet alanı oluşturmak ve bu alanda ödüllendirme yapmak için kullanın; her ikisi de bana uyar:)

Kariyer.net’i bilen bilir, portalına üye olan adayları bilgilendirmek için olabildiğince hassasiyet gösteren bir firmadır:

• Adayın özgeçmişinin daha iyi hale gelmesi için koçluk yapar,
• Benzer pozisyonları gözden kaçırmamamız için sürekli teyakkuzda olmamızı sağlar,
• Başvuru yaptığımız pozisyona ne kadar ilgi duyulduğunu öğrenmemizi sağlar,
• Bizi kimler görüntüledi, iş arama sürecimizde hangi aşamadayız vb. sorulara cevap verir.

Tüm bunların farkında olmamız için bizim yerimize düşünüp sitenin altyapısını buna göre geliştirir.
Kariyer.net hizmetlerindeki hassasiyet aynı şekilde işveren firma üyelikleri için de geçerlidir. İşe Alım Uzmanlarına verilen destekler, 10.kat eğitimleri, müşteri hizmetleri kalitesi için verilen uğraşlar ile rakipleri arasından sıyrılmış ve marka olmuş bir portaldır. Adeta online bir kariyer koçudur adaylar için.

Kariyer Net İnsana Saygı Ödülü İkulis

Geçtiğimiz hafta Kariyer.Net üyesi bir firma ile iş görüşmesine gittim. Firmaya nazar değmesin diye burada ismini vermiyorum. Olur da ben işe girersem nazar boncuklarıyla süslü bir yazımda bunu zaten ilan eder, sizi de haberdar ederim. Sadede geleyim: Efendim bu firma;

• İlanı süper eğlenceli,
• Sosyal ağlardan pozisyonunu duyuran,
• Başvuruya çok çabuk yanıt veren,
• Telefonda müthiş bilgilendirme yapan,
• Çok keyifli bir e-posta ile mülakat yeri ve görüşmeci hakkında bilgi veren,
• Olası sorularım için bana kapı aralayan,
• Mülakata gittiğimde ise beni kraliçeler gibi karşılayan,
• Beni kasmayan, bana kendim gibi olmamı sağlayacak ortamı hazırlayan,
• Mülakat sonrasında da işe alım süreçlerini benim değerlendirmem için anket yollayan,
• İşkolig, Şeffaf Ofis, Ekşi Sözlük vb. sitelerde hakkında neredeyse kötü bir yorum olmayan,
• Hizmetlerinden, bu ülkede yararlanmayan insanın yok denecek kadar az olduğu.

Yani gözümde “İnsana Saygı”nın anıtı olmuş bir firma…

Merak edip ödül verdiğiniz firmaları inceliyorum ancak maalesef bu firma listede yok.

Yazının başında Kariyer.Net için belirttiğim olumlu düşüncelerimi yaşadığım bu süreçle destekleyerek kendilerine bir öneride bulunmak istiyorum.

Nasıl işveren firma üyeliklerine siteniz üzerinden “mülakat düzenleme alanı” oluşturdu iseniz, bunun farklı bir versiyonunu adayların kullanımı için de düzenleyebilirsiniz. Adayın bu sayede, başvuruda bulunup geri dönüş aldığı firma için, sorularını sizin hazırladığınız anket üzerinden işe alım süreci değerlendirmesi yapmasına olanak sağlarsınız. (Bu yapı daha da geliştirilebilir.)

ikulis rapor

Sonuç olarak aşağıdaki konular hakkında veriler toplanmış olur.

• Firma açık pozisyona en uygun içerikle ilan veriyor mu?
• Firmalar mülakat organize ederken doğru kişilerle, doğru kanallardan, doğru bilgilendirme yapıyor mu?
• Firma telefon veya online görüntülü mülakat kanallarını ne sıklıkta ve hangi kalitede kullanıyor?
• Davet edilen adaya mülakat öncesi ve sonrası soru sorabileceği, bilgi alabileceği imkanları oluşturuyor mu?
• Firma mülakatta vasat mı, agresif mi, yaratıcı mı, farklı mı vb.?
• Mülakat saatine uyuluyor mu? Mülakatlarda açık pozisyon hakkında geniş bilgi veriliyor mu yoksa mülakata gitmekle iş ilanını okumak adayda aynı etkiyi mi yaratmış? Görüşmeci, adaya saygılı mı?
• Mülakatı açık pozisyona uygun unvanda biri mi yönetiyor yoksa daha alt bir pozisyonda çalışan mı seçilmiş?

Bunlara ek olarak zaten halihazırda veritabanınızda bulunan;

• Hangi kadro için hangi firmalar, sektörler daha çok ihtiyaç duyuyor?
• Hangi firmalar daha sağlıklı bir işgücü planıyla hareket ediyor? (Belli periyotlarla çıkılan ilanlar, pozisyon dondurma ve ilanın yayından kaldırılması verilerinden hareketle)

Bu gibi verilerin; firma ismi belirtilmeden aynı sektörde iş yapan firmalara satışı da gerçekleştirilebilir, bu da yanınıza kâr kalır 🙂 (Hay Group piyasa raporları gibi)

Ayrıca firmalara da otokontrol mercii olursunuz benden söylemesi 🙂

Sizi kayda değer buluyoruz, verilerinizi önemsiyoruz…

Neden Kariyer.net İnsana Saygı Ödülü; bir Oscar etkisi yaratmasın ki işverenlerde? 🙂

Daha nice ödüller verdiğiniz ve istihdama bu derece katkı sağladığınız yıllar görmek dileği ve sevgilerimi sunarım.

Zuhal DURSUN

zuhal imza

Gözümden parmağını çeker misin?

Merhaba, günaydın, iyi çalışmalar..

Son bir haftadır aşırı yoğunluktan uyuyakalıyorum olduğum yerde.

Ama ne güzel, kimse uyuyakalamazsın demiyor özgürce uyuyakalıyorum.

Gözümü ne zaman açıp, ne zaman kapamam gerektiğine kendim karar verebiliyorum sonuçta. 🙂

Bu aralar gözümde bir baskı…

Söylenene göre:Beni korumak maksatlı…

2004 yılında 18 yaşıma bastım diye hatırlıyorum ama yanlışsa demek ki…

Kaldı ki benim evladım olsa korku filmi izlerken gözlerini kapamam.

Duruş meselesi.

Bazen fanuslarda koruduğunu sandığın insan evladı yaratığa dönüşebiliyor.

Gözünü kapamaktansa vicdanını geliştirmeyi tercih etmek lazım.

Bireysel açıdan faydaları var, kişilik hakkından yola çıkılmış öyle diyolla lakin uzun vadede toplumsal zararlarını hafızamda canlandırabiliyorum.

Canavarca hislerle internette dolanmak diye madde olur mu ki?

Başkasının hakkına saygılı olmak ve kötü şeylerden korunmak için birinin gözünü parmağıma koymasına gerek var mıydı?

Güzel şeyler yazan kaynakçılardık biz kaynaklarımız azalmasaydı.
***

Özgür olmayı sevdiğim için:

İnternet-yasası-

Sence neydi ProvokatİK? Arkadaşımız Zuhal mutfaktan bildiriyor, sendeyiz Zuhal :)

Ö hö öhö..
Yine zor şartlar altında bir haber daha yapıyorum.
Bir elimde kış çayı, bir elim twitterdan zirveye laf yetiştirmede, ruhum sahnede dans ediyordu ama bedenen evimin mutfağında katıldım zirveye.

Blogger kontenjanından haberdar olmadığımdan niyet ettim ana oturumları izlemeye.
(www.pozitiftv.com hastaya şifa gibi geldi ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum kendilerine. Çok ince bir hareket, severim düşünceli insanları 🙂 )

Bence neydi..

Bir kere güzel bir his, pozitif bir çerçevesi var zihnimde.
İsmi çok zor, zaten insanlar provokatif demeyi bilmiyordu, yerine provakatif derlerken bir de provokatİK çıkardılar başımıza.
Ama değişik olmuş işte.
Balıklar filan..

Bu da benim balığım :mutfakta zirve

Sarı balıkların içindeki mor balık ve ProvokatİK kelimesinden bile başlı başına bir yazı çıkar aslında.
Zirveyi özetlemiş, önümüze koymuş adamlar işte anlayın diye.

Saat 09:00’u geçiyordu süt mü ısıtayım, zirve izlemek için salona düzenek mi kurayım dediğimde.
Düzeneği mutfağa kurmayı tercih edince açılış konuşmasını kaçırmamış oldum lakin ki tüm günüm burada geçti o da bana fark oldu :S

Alper UTKU setresiyle arz-ı endam eylerken açıkladı ki bu zirve sadece İK’nın fonksiyonel gözüyle bakmıyormuş, hepimiz birer lidermişiz o sebepten farklı bakış açılarıyla zenginleşmiş bir zirveymiş.
– İyi, güzel alıyorum bunu!

Didem TEKAY maşallah ‘Cemalnur Sargut ”styla’’ zarif zarif anlatıyor balıkların içindeki mor balığı. 🙂
Farklı bakış açıları diyorlar. Dünya’da neler oluyor, önceden anlamlandırma ve çağrı diyorlar.
-Benim zihnimde Cem Yılmaz’ın Gana Temsilcisi : ‘Kenya Kenya noluyo, dünyada nooluyo?’

Farkındalık diyorlar.
76 kişi konuşacak diyorlar, 2 binden fazla ziyaretçi var diyorlar.
Heheytt diyorum, ballı süt harikasın.

Diğer bloggerlar da ben de azimle çalşıyoruz. Aman anlık takip edilsin zirve twitterdan.
Konuşmacılar daha noktayı koymadan tweetler uçuşuyor havalarda. 🙂
Konuşmacıların ağzından çıkan her şeyi havada kapan mavi kuşlar olarak dinleme, öğrenme ve paylaşma arzumuzu takdir ediyorum resmen.
Firmaların çalışan bağlılığı çalışmaları yaptığı dönemlerde aslında ilişki kalitesine bakılsa diyor Didem Hanım, ne güzel olur diyor.
Yazarlar çıkıyor sahneye, John, Charles, Adam..
Bir şeylerin farkına varmışlar, siz de varmalısınız diyorlar.
Değişim gerekli, devrim güzel his, kadın değişimdir, erkek güç, kadın sevgidir, kadın farklı bakış açısıdır, güçle sevgi beraber olmalıdır, birlikte kullanılmalıdır diyorlar.
Farkındalık çerçevesini oluşturuyorlar.
Yusuf AZOZ çıkıyor bir ara, sempatik adam istihdam endeksinden bahsediyor. Kariyer.net verileri her zaman güvenilir gelmiştir bana.
Alex, Nigel, Haridimos geliyor, Atatürk, Kenedy, Mandela ve Muzaffer Şerif’ten bahsediyorlar hayır olsun 🙂 İnce örnekler veriyorlar.

Özellikle üstüne bastıkları bir kelime var:Kibir
Liderlğin benliğinden bahsediyorlar, biz bilinci lazım şu egodan kurtulun artık yahu diyor adamlar.
Ve farklı bakış açısı geliştiren insanları yanında görmek isteyen lider olun diyorlar. ‘evet müdürüm, tabi müdürüm, siz öyle uygun gördüyseniz en güzelidir müdürüm’ diyenleri değil de ‘müdür! ya o iş vardı ya onu senin dediğin gibi yapmasak, biraz ondan biraz bundan koysak, azıcık da çevirsek 45 derece bu taraftan baksak nassı fikir? ;)’ diyenleri tutun etrafınızda diyorlar. Ego öyle yenilir, ben ben nereye kadar…

Empatik olunca zor olan şeyleri yönetmeye başlarmışız. Bu düşünce beni çok etkiledi.
Nigelcığım dedi ki, zor patron diyorsunuz ama onun gözünden bakmaya başlasanız zorluğu yönetmeye başlarsınız. ‘O kadar evli çift var, hepsi de evlilik zor diyor ama onlar nasıl evli kalabiliyor hacı 😉 çaktın mı köfteyi’ tadında açıklıyor empatiyi.

Gözüm tweetlere takılıyor Ahmet ERYILMAZ neden görmek istediğim eğitim kurumları burada yok, zorla getirilmeliydiler diyor 🙂 E adam haklı beyler..

Konuşmacıların konuşmaları bitince sağlamasını yapıyor MCT 🙂
Diziyor Atos, Portos , Aramisi sahneye yan yana.

Diyor ki neden size inanalım?

Türk insanında olmayan bir şey orada açığa çıkıyor bilmem kimler fark etti;
Üçü de o kadar araştırmanın sonunda söylediklerini aynen uygulamamız konusunda ısrarcı değiller.
Biz yaptık güzel oldu, sonuçları sizinle paylaştık, ama siz farklılaştırın, yerelleştirin biraz da öyle deneyin diyorlar.
Bizimkiler gibi ‘kahvenin içine limonu sık, bir kaşık da bal koy bak nasıl kesiyor öksürüğü’ keskinliğinde, iddialılığında konuşmuyorlar.

Sonra panel başlıyor. Kadınların tepeye erkeklerden daha çok süzülerek geldiklerinden bahsediyorlar yine. O kadar zorlu yoldan gelince doğal olarak kadın daha çok sorgulayan, geleneksel olmayan, paydaşları düşünen bir hal alıyor.

Katılımı arttıran kadının bakış açısı zenginliktir diyorlar.
Nefret ettiğim kavram ayrımcılık atlıyor sahneye. Kadına o kadar çok ayrımcılık yapılıyor ki cinsiyet körlüğü oluşmuş, farkında dahi olunmuyor deniyor.

Kadın olursa ne olur diyoruz, kadın yönetim kuruluna ne katar diyoruz, kadın bakış açısı, kadın CEO kadın şoför.. diyoruz ama erkek bakış açısı, erkek CEO, erkek şoföre şaşırmıyoruz.

Kadınların yönetimde daha aktif olmaları için kota konuşuluyor, ortak vicdan olsun deniyor, kadını dışlayınca kaynaktan oluyoruz diyorlar.
Tek cümle özetliyor : Az oldukça sorgulanıyoruz!

Lösevden her yıl aldığım etkinlik takvimime gidiyor gözüm. Kadınlar Günü etiketinden zirve etiketine bir doğru çiziyorum aşkla 🙂

etkinlik takvimi lösev

John Mattone giriyor devreye, bizim Atos, Portos, Aramis’in bahsini ettiği keşifleri nasıl uygulamamız gerektiğini anlatıyor inceden.
İletişimi anlatıyor, bir çocuğun gerginliğini onun seviyesine çökerek azaltan bir babaannenin iletişim tarzından bahsediyor.
Hepimiz birer süper babaanne olursak torunlar şirketi uçurur millettt! diyor.
Liderlerinizi seçerken seçtiğiniz yöntem ılımlı, yardımsever, provokatif olsun diyor.
Bunları anlatırken de öyle neşeli öyle aktif ki, elindeki su şişesini yarış kazanmış Michael Schumacher modunda katılımcılara fışkırtacak sanıyorum. (Lütfen iyileş Schumi! 🙁 )
360 derece performans yönetimi için terfi kararlarının olmazsa olmazı diyor.
Çalışan örnekleri veriyor Mattone,
‘Yapabilirim, yapıcam’ diyebilen adaylarla çalışın diyor.

Zuhalin muzipzuuhali yine devrede, beyin kıvrımlarımın arasında, Mario oynarken yapıcammm diye sinir krizi geçiren küçük kızı oynatıyor reklam niyetine :S mario oynayan kız yapıcam yaptımmm diye bagırırrr

Tanyer Hoca çıkıyor bireysel ve kolektif liderlik kültürünü anlatıyor. Bir örnek canlandırmışlar keyifli olmuş.

Görmeden önce ölünecek yer : Gebze ve bilgi eksikliğinin çalışana yazdırdığı kötü senaryolar 🙂

Neyse ki dolaptan çıkan adam her şeyi düzeltir. 🙂
Kolektif kültürde aynı yöne gitmek için örgütlenmiş bir topluluktan bahsediyor, doğadan örnekler veriyor ve zurnanın zırt dediği yere geliyor:
Doğamıza aykırı davrandığımız için kolektif olmayı beceremiyoruz.
(Ne zurna mı ? Yok yok saksafon o ;))
Egoyu yenen, kibirden uzak, makamı bırakıp unvanları yok sayan biri olduğumuzda, ben değil biz dediğimizde güzel şeyler oluyor diyor ve şarkısını söylüyor.

Sonra Laurie çıkıyor sahneye, hikayesini tüm gazeteler haber diye verdi oradan okursunuz isterseniz.

Scrubs izler gibi güleç dinledim kendisini, mimikler falan fabrikasyon bunların. 🙂

Dünyadaki bağlantılarınızı aktif hale getirin, bilginizi eskitmeyin falan dedi, Neil Morrison, Jennifer Mcclure, Kris Dunn, Tim Sackett, Ron Thomas ı ekleyin dedi.
– Hamili kart yakınımdır, daveti kabul edin please.. ( İsimler için teşekkürler tekrar Gülsün Müftügil, nasıl başardın hepsini yazmayı hala anlamış değilim :))

Sonra Raj amca çıkıyor sahneye vicdanlı kapitalizmi anlatıyor.
O kadar prof dinledim, bu kadar akademik konuşma dinlememiştim diyorum içimden.Adam modu değiştirmemiş bastı gaza anlatıyor.
Sadet diye bağırıcam ama mutfaktayım naparsın. Adam haklı aslında anlatacak ki sonuca gitsin deee zaman kısıtlı, Raj yetiştirmek için hızlı hızlı konuşuyor, olayların zaman dilimleri çok uzun nasıl sıkıştırayım, kapitalizm, şirketler, kamu yararı, ben buraya neden çıktım? Uçan adam Sabriyim ben bu arada, Allahhh diye zıplıcam o ara Raj susar da dinlenir belki diye 😉

– Birisi o kadar emek verip yazdığımız tweetleri kopyalıyor, bloggerlar sinirli. Çocuğa bir güzel azar çekiyoruz, 3 blogger pöykürmesi ile korsan kuş nakavt !
Raj sadet dedi duydum! Şirketler sevgi, şefkat gibi kavramları kullanır oldu, doğal kaynaklarımızın bir sonu var ama sonsuz kaynağımız içimizde dedi.
Raj her sözüne katılıyorum ama içimdeki replik kafayı sus-tu -ra – mı- yo- rum.

İçimizde mi?
Ha içinde. Sırf ışıkla çık!
Adım garavel bul beni!!!
aradıgın güç icinde

Ekvador Mutluluk Ekonomisinden Sorumlu (bir nefes aliym devam etcem) Devlet Başkanı Freddy Ehlers Zurita (vuu) çıktı sahneye.
Silence dedi.
silence
İki dakka sessiz olun ne bitmez geyiğiniz varmış arkadaş başım oldu burda Tungurahua Yanardağı.
Sizin sorununuz fazla konuşmak, iki dakka sessiz olsanız devlete,bakanlığa falan gerek kalmaz mutlu olursunuz, ekonomik kriz, işsizlik falan hep baş ağrısından dedi.
Desem de gülün geçin adam çok derin konuştu. Özel mülkiyet kelimesinin gasp ettiği yeri mutluluk kelimesi için geri almak benim görevim dedi.Mevlana’dan bahsetti, istemenin sonu yok, mütevazi olun, adam olun lan dedi şapkasını yediğim 🙂
Gazetede de okudum, kamu çalışanları için proje başlatmışlar, sorunlarını falan dinliyorlar. Adamlarda kafa güzel, motto sağlam.
Zurita konuşuyor ama kafamda başka bir ses var benim yine, mutfakta Afroman’den because i got high açmışım, tezgahta ıspanak yerine marijuana doğruyorum :S

Afroman_Because_I_Got_High_single

Türkiye için mutluluğu dünyaya yayabilirsiniz, stratejik konumunuz müsait dedi, gülerek bitirdik günü.

İkinci gün mutfakta değildim ama okula gitmem gerekti, yarısını dinleyebildim konuşmaların.
Mehmet Özel, Genco Orkun, Mehmet Kızıltaş ve Canan Karatay’ın konuşmalarını dinleme imkanım oldu.

Mehmet Kızıltaş’ı gözlerim dolarak izledim. Karanlıkta Diyalog etkinliğinden sonra empati kanallarımı gerçekten açtığımı farkediyorum. Engelsiz Kariyer kategorisi açmama neden olmuş adam sonuçta boru değil. 🙂 Yolu açık olsun. 🙂 Daha çok görüşeceğimize eminim!
Canan Karatay çok heyecanlı bir konuşma yaptı, yağları karbonhidratları tokatlayan kadın ofiste sağlıklı beslenme konusuna girmedi maalesef.
canan karatay yağ zararsız dedi

Bir ara ayakkabısını kilolu bir izleyiciye fırlatsa sunumu tamamlanacaktı lakin aklıselim davrandı 🙂

Diğer oturumları online göremedim ama Burcu Çanacık’ın konuşmasını buldum ve beni benden aldı.
İkinci gün ile ilgili yazı yazicim, bugün yetsin dedim bu kadar 🙂 (Bloggerlar yaza yaza içi dışına çıktı zirvenin ben yazmasam bir şey eksik kalmaz diyemedim, amme hizmeti yapıyoruz şurada, kaynak lazım yeni yetmelere.)

Zirvede online da olsa bana arkadaşlık eden Ceren Bandırma’ya, evimdeki mor balık çakması nihaleye ve tezgahtaki sarı beze teşekkürlerimi bir borç bilirim.

mutfakta zirve teşekkür

Velhasıl, güzel işti MCT, tuttum sizi.
Kulağımda Simply Falling ile özdeşsiniz.
Enerjiniz hiç eksilmesin, nice yeni farkındalıklara!
Cheers!

Dipnot: Seneye adı soyadı kısa konuşmacılar alın, twitter 140 karakter çok zorlanıyoruz. 😛

Zuhal DURSUN

enerjik

imkansızı başarma

enerjik

zuhal imza

3 milyon adaya İK’cılar mobbing uyguluyor. Açıköğretim Fakültesi & Bir İş Gücü Meselesi

Yıllardır mobbing aşağı, mobbing yukarı konuşuyoruz biz İK’cılar. Nedense mobbing hep çalışana yapılıyor gibi düşünüyoruz. Öğrencilere hocaların uyguladığı mobbing de bir ara gündeme geldi ama iş arama ve terfi sürecindeki Açıköğretim Fakültesi mezunu* bir adaya yapılan mobbingi konuşmuyoruz, görmüyoruz, reddediyoruz nedense…(*Yazı boyunca ‘AÖF aday’ şeklinde geçecektir.)

Hiçbir zirvenin konusu olmuyor, hiçbir ‘Kariyer Koç’u bu soruna eğilmiyor maalesef.

Hepimiz biliyoruz ki yönetmeliklerde yazmaya gerek duyulmayan ama uygulamaktan gurur duyup, gerim gerim gerinerek mülakatlarda adayın suratına pöykürülen bir prensip var:”Açıköğretim Fakültesi Mezunu işe almıyoruz!” Hatta ileri giderek ilanlarına “illa ki örgün öğretim” yazmayı marifet sanan sözde insan sarrafları da maaş alıyor şirketlerinden.

Peki İnsan Kaynakları kavramının içinde çalışıp da ‘kaynak’ kelimesinin anlamını, kaynağımızın değerini neden unutuyoruz? Sanıyorum öğrenme ve kibir tanımlarımızın üzerine gidersek bu sorunu ortadan kaldırabiliriz.

Bizzat şahit olduğum ve sıkça duyduğum bu saçma prensip beni istatistiklere yönlendirdi. TÜİK verilerine, araştırma şirketlerinin raporlarına baktım, forumları okudum,

ekşi, itü vb. sözlüklerden girdileri derledim, AÖF mezunlar birliği panelinde araştırmalar yaptım, İK portalları üzerinden rastgele ilan içerikleri okudum. Elimde şu veriler var:

Sözlüklerde sıkca AÖF mezunlarının cahil olması türevlerinde başlıklar açılmış içerisinde örgün mü uzaktan mı öğrenmek daha kolaydır tartışmaları yapılmakta, Forumlarda özellikle bankacılık, sigortacılık, telekomünikasyon alanlarında bu baskının olduğu dile getiriliyor, diğer sektörlerin uzman unvanlı genel merkez kadrosu

ilanlarında ‘örgün’ ibaresinin yer aldığını da İK portallarından açıkça görüyoruz.

-AÖF mezun sayısı 2013 itibariyle 1,5 milyonu aşmış durumda. Halen öğrenci olanların sayısı 1,7 milyon. Yani toplamda 3 milyon 200 bin kişilik bir AÖF aday iş gücü var.

-TÜİK 2012 verilerine göre ülkemizde Önlisans, Lisans, Lisansüstü ve Doktora derecelerinden mezun kişi sayısı 6 milyon 330 bin. Yani herhangi bir yüksek öğrenim kurumundan mezun adaylarımızın 1/4’ü AÖF mezunu.

-2012 yılı verileri bize 27 milyon insanın aktif olarak çalışma hayatında olduğunu söylüyor. Yani iş gücü kaynağımızın 1/9’u AÖF aday.(Aktif olarak çalışmayan AÖF adaylarımızı da çalışmamaya iten sebeplerin büyük oranda bu baskı olduğunu düşünerek yazıma devam ediyorum.)

Bu durumda 27 milyonluk iş gücü kaynağımızın 3 milyonunu AÖF aday yaftası nedeniyle bir çırpıda yok ettiğimiz sonucunu istemeye istemeye çıkarıyorum.

açıköğretim MEZUNLARINI işe almıyoruz

Onlarca zirvede insanın değeri üzerine konuşup, öğrenmenin doğrudan kişiyle ilgili bir şey olduğunu defalarca ikrar edip, e-öğrenme sistemlerinin giderek geliştiğini ve yayıldığını söyleyip, zamanın kıymeti üzerine eğildikten sonra bu AÖF aday yaftasıyla değerlendirmeye dahi almadığımız o adaylara karşı neyi, hangi samimiyetle savunabiliriz?

Tek taraflı bakış açısı geliştirmeyi sevmem, o sebepten ötürü AÖF adayların aslında mükemmel olduklarını savunmuyorum. Bahsini ettiğim şeyi herkes bal gibi anlıyor aslında, adı fırsat eşitliği…

Açıköğretim sistemi kurulduğunda Türkiye’deki örgün eğitim veren üniversiteler talebin yalnızca %13’ünü karşılayabiliyorlarmış. Bugünün durumu da onlarca apartman üniversite açıldığı halde 1981 yılından farklı değil. Okumaya olan talep hep artıyor ama adayların ÖSS – YGS sistemlerine hazırlık süreci herkes için eşit şartlarda olmuyor maalesef.

Açıköğretim Fakültesi öğrenme portalında sistem örgün öğretimden farksız işliyor. Akademik danışmanların online destekleri, online konferanslar, online sınıflar ve e-öğrenme destek paketleri ile dolu dolu bir sistem kurulmuş, çeşitli ülkelerde üniversiteler ile uzaktan öğrenim sistemleri geliştirilmiş ve herkesin bildiği üzere sınavları da o kadar kolay değil. Öğrenciler hocalarından rica ederek sınavlarına birkaç puan dahi ekletemiyorlar. Keskin bir not sistemi ile ya dönem uzatıyorsunuz ya da bileğinizin hakkıyla notunuzu alıyorsunuz. (4 yıllık okulu 8 senede ‘salla belki tutar’ yöntemiyle bitirmeye çalışan tiplerden bahsetmiyorum.)

Buna rağmen özellikle bankaların ısrarla adaylara dayattığı bu sözde prensip beni çok rahatsız ediyor.

Türkiye’de örgün öğretimin verdiği eğitimin kalitesi bile tartışılırken; açıköğretim, uzaktan öğretim, e-öğrenmeler falan filan fasa fiso geliyor birilerine. Tabii ki insanlar şirketlerine iyi eğitim almış insanları tercih edebilirler. Tabii ki belli bir üniversitenin eğitimini benimseyebilirler. Örgün öğretim ısrarında mutlaka geçerli sebeplerin de olduğuna inanıyorum. Ailemizden, arkadaşlarımızdan, öğretmenlerimizden uzaktan öğretimin kötü bir şey olduğu mesajını alarak büyümüş bireyleriz.

Askerlik kolaylığı olsun diye öylesine bir bölüm tercih eden tanıdıklarımız vardır mutlaka. Komşunun oğlu AÖF kazanınca diğer komşuların o kişiyi kötü örnek diye gösterdiği mahallelerde açmış olabiliriz gözlerimizi. Gerçekten sorumsuzluk örneği olmuş ve bir kitabın kapağını dahi kaldırmadığı için AÖF aday olmuş pek çok insan da biliyor olabiliriz. Ama unutuyoruz: Öğrenme kişide başlayıp biter.Kim olursa olsun, hangi etiketle CV uzatırsa uzatsın, eğer alan ortaklığı var ise eğitimlerinde, geçmişlerinde, onlara fırsat eşitliğini bizler sunalım. Testlerimizi, yetkinlik uygulamalarımızı, envanterlerimizi geçemeyen adayları zaten almamız mümkün değil. Hiç değilse diğer adayların hakkına girmeden, iş gücümüzün önemli bir bölümünün cesaretini kırmadan yapalım işimizi…

Tüm X üniversitesinin örgün mezunları süperdir, şu kadroya uygundur, hepsi şirketin cirosunu ikiye katlar diyebiliyor muyuz?

Bir apartman üniversite mezunu AÖF adaydan daha akıllıdır, yetkinlikleri kesinlikle daha üstündür diyebiliyor muyuz?

‘Turnover oranlarımız turp gibi maşallah, çünkü mütemadiyen örgün öğretim mezunu aday alıyoruz!’ diye açıklama yapan bir firma duydunuz mu peki hiç?

Hayır, çünkü her örgün öğretim mezunu verdiğimiz her işi doğru yapmıyor.

Seçme-yerleştirme fonksiyonlarımız hep örgün öğretim mezunu aldığmız için tıkır tıkır işliyor değil.

İflas bayrağını çeken firmalar bizi AÖF adaylar batırdı diye gerekçe de sunmuyor.

Ne oluyor da biz uzmanlığımızın adında bile kaynak kelimesini taşırken, şirketin ya da kendi egomuzun esiri olup elimizin tersiyle 9 kişiden 1 kişiye sen firmamıza başvuramazsın deme küstahlığını gösterebiliyoruz?

mobbing3

İlanlara çok iyi bir şeymiş gibi yalnızca ‘örgün öğretim’ diye notlar düşüyoruz?

Adayın başvuru yapmasına bile müsaade etmediğimiz için onların kendilerine olan güvenlerini yok ediyoruz farkında mıyız?

Onları ‘şu başvuru aşamasını geçeyim de mülakatlarda kendimi ifade ederim elbet’ mantığı ile yalan söylemeye itiyoruz.

Ara elemanın ne kadar önemli olduğunu her fırsatta dile getirirken, uygulamadaki tavrımızla pek çok önlisans öğrencisinin boynunu büküyoruz. Okullarını söylerken utanmalarına, eğitimlerini gizlemelerine sebep oluyoruz.

Kabul edelim ya da etmeyelim bu ülkede uzaktan eğitim ve ara eleman yetiştirme sistemi aşağılama tanımı olarak kullanılır oldu.

‘Açıköğretim mi? Aaa iki yıllık mı?’ Açık lise, hani şu okuldan atılanların gittiği lise mi?’ soruları birer alay soruları oldu.

Evet bir cezai yaptırım uygulanmıyor biz böyle yaptığımızda ama bunun bir insan hakkını ihlal olduğunu bilmemiz gerekir.

Kendi vicdanlarımızı, işe alım politikalarına uydurmak yerine işe alım politikalarımızı insanımıza, kaynağımıza uyumlu hale getirmemiz gerekir.

Kimse bize ceza kesmez, kesmeyecek yakın zamanda da bu nedenle ama en azından hatırlatma ihtiyacı duyuyorum tüm meslektaşlarıma:

Hiçbir yetkinlik bazlı mülakat yapmadan, adayın kişilik envanterini görmeden, daha önce yaptığı benzer işlerin referansını almadan sadece AÖF aday diye elediğimiz aday bizim iş gücü kaybımız…

Ve insan kıymetli, kaynağımız gerçekten hassas, zarif.

Onları kırmadan, incitmeden, cesareti kırılmış işçilere dönüştürmeden konuşalım.

Sadece bir umut peşinde karşımıza çıkmaları bile yeterli bu hassasiyeti hak etmeleri için.

Zuhal DURSUN

***İçimin Zuuhali (Bazı bloggerlar dipnot da der buna):

Saat 07:03 olmuş:)
Zarif tasarım İK’cılarla dolacak bir Dünya için;

Kalksın bu dünya!

zuhal imza

Ellerim tombik tombik, lezyonluysa çok boring :S

Uzun bir esaretin peşine yazı yazmak ne güzel. İnsan neyin kıymetini biliyor ki elininkini bilsin..

ikulis zuhal hasta

Geçtiğimiz ay (free friday mülakatları bik bik bik diye pöykürdüğüm yazıdan sonra yani) ne cep herküllüğü yapıp da bileğimde bir lezyon oluşturmayı başardım hala emin değilim ama uzun süre yazı yazmak vb. temel hareketlerimi kısıtlamak zorunda kaldım. Su içemeyen insan, sigarasız kalan tiryaki neyse yazı yazamayan blogger da onların bir tık altıymış bunu anladım. Ne kadar sıkıcı, bunaltıcı, depresif his ve düşünce varsa hepsini beraberinde getiren bir hastalık denebilir. Neyse ki kriz anlarında 140 karakterlik tweetlerden bir fırt çeke çeke bu saçma hastalığı atlatmış bulunuyorum.

Bu sebepten ötürü değerlendiremediğim CV sahiplerine ve okurlarıma bu açıklamayı bir borç bilir, üçlü koltuğunuzu tek elle dikine kaldırıp, balkondaki koca masayı tek başınıza içeri almamanızı tavsiye ederim. 🙂

Yazı yazamadığım bu dönemde 2 şehir dışı gezi, birkaç mülakat, 6 yaşında bir çocukla 2 gün tatil, vapurlar-salepler, 2 insan nişanlama, aile ziyaretleri, öğrenci işleri, bir zirve ve bolca tiyatro seyri ellerimden, gözlerimden öptü. (Yazar burada ‘ellerim yok diye bitkisel hayata girmedim’ demek istiyor.) 🙂

Hee bir de bileği benim gibi ince ve narin olanlar lütfen bileklikle bilgisayar kullanın. Zira bu meret çağ hastalığıymış öyle dedi Prof’um Üstadım Sayın Dr.Teoman BENLİ..

Ellerimiz devreye girdiğine göre; hadi uçuyoyusssssss!

zuhal ikulis pegasus çılgın pilot

zuhal ikulis pegasus

zuhal imza