Bir free friday günü mülakata çağrıldın mı hiç? Bir his dolup içine, ne giysem diye düşündün mü hiç?

Malumunuz biz İK’cılar olarak mülakat masasının iki tarafını da ‘iyi biliriiiiz’ 🙂
Mülakat öncesi bekleme salonlarında ne çok düşünmüşlüğüm vardır bir bilseniz..
Ne zaman masanın aday tarafından mülakatçı tarafına geçtim o zaman bıraktım sadece düşünmeyi, uygulamaya da başladım daha önce tüm düşündüklerimi. Bu konu da, ta o zamanlardan kalma bir konu, bugün size de yazasım geldi.

İpek Aral hanımefendiciğim bir yazısında işverenlerin mülakat öncesi sorumlulukları olduğunu anlatıyordu. İlan içeriğinin titizlikle belirlenmesi, mülakata davet, mülakatçının ve adayı karşılayan personelin giyimi vb. konular hakkında dikkat etmemiz gereken şeyleri belirtmişti. O zaman aklıma hiç ‘free friday’ mülakatları gelmemiş demek ki hiç almamışım kendisinin fikrini..
Bu ne girizgah yahu dediğinizi duyar gibiyim. Haydi atlayın, sadede kadar atayım sizi! 🙂

Tüm İnsan Kaynakları çalışanlarına gına getiren sorudur “Mülakata davet edildim ne giymeliyim?” Ama kimse ‘free friday’ mülakatlarını ayrı tutmaz nedense..

casual_friday
Açık kadronuz var ve adayları çağırmaya başladınız. İlk mülakat, ikinci mülakat farketmez, birisi serbest giyindiğiniz güne denk geldi. Veya cumartesi mülakat yapmak durumundasınız. Sürekli serbest giyimin tercih edildiği bir firma da olabilir örneğini verdiğim. Siz şirketin uygulamasından haberdar olarak giydiniz kotunuzu, kanvas pantolonunuzu, düz taban ayakkabılarınızı, klasik bir kazağınızı. Çoğunuz iş çıkışı ya konsere, tiyatroya, sinemaya gideceksiniz ya da bir aile etkinliğine. Giyiminiz tüm bu etkinlikler için oldukça uygun. E eşofman&parmak arası terlik rahatlığında olmadığınız için mülakatta da sırıtmıyor üstünüz başınız. Peki ya adaylar?
Cumartesi günleri sokakta takım elbiseler, stilettolar, kıravatlar, gömlekler ile ‘ayağında kundura staylaaa’ gördüğüm her adaya kafamdaki baloncukta iki seçenek sunarım. “Ya nikaha gitmiştir ya da mülakata :/ ”

casua friday s
Tiyatroların fuayelerinde, sinema koltuklarında, duraklarda, metrolarda herkes en rahat kıyafetleri içinde hareket ederken adayımız maalesef kasılır durur.
Böyle zamanlar düşünmeden edemiyorum işte, ne kadar empatiğiz biz İK’cılar. İstanbul gibi uzunlamasına bir şehirde eve uğrayıp kıyafet değiştirebilmenin tüm günü öldüreceğini bile bile, ortalama yarım saat sürecek bir mülakat için adayları tüm gün o kıyafete mecbur bırakmamız ne kadar düşünceli bir davranış?

Mülakat dediğimiz zaten tek aşamalı bir şey değil. Adayı davet ederken hafta sonu serbest giyim uygulamamız olduğunu, bu bağlamda dilerlerse resmi giyinmeyebileceklerini iletsek, işveren markamız üzerine empatik ve samimi bir etiket eklemiş olmaz mıyız? Bu durumu adayı daha iyi tanıma, farklı durumlarda adayı gözlemleme imkanı olarak düşündüğümde uygulama daha da bir mantıklı geliyor bana. Abartı kıyafet tercihleri, aşırı spor görüntüler, adayların free friday/business casual hakkında hiçbir fikirlerinin olmaması da mülakatımızın sonucunu etkileyebilecek veriler sunar bizlere. Kıyafet serbestisi sunmanıza rağmen ısrarla resmi giyinip gelen adayın da mülakatçıya verdiği mesajlar vardır hem. Klasik işe alım kurallarına illa riayet edilecek ise; diğer görüşmeyi hafta içi bir güne vererek adayın resmi profilini de gözlemlememiz mümkün olacaktır.

Çağrı merkezinde eğitim verdiğimiz bir gün eğitimcimiz “Nasıl giyinirseniz sesinize, tavrınıza o yansır, sesiniz de öyle çıkar.” demişti. Belki bu felsefe ile adaylarımızın iki mülakat halini kıyaslamaya başlar, gözden kaçırdığımız yanlarına ulaşmayı da başarabiliriz.
Velhasıl: Deneyin derim bir şey kaybetmezsiniz.

 

Casual-Friday-Penguin

İçimin Zuuu’hâli (bazı bloggerlar dipnot da der buna): Yazılımcı & tasarımcı kadrosuna bile takım elbise giyinme şartı koyup, müzik dinlemelerini dahi yasaklayan işveren zihniyetleri; sizi ayrı tuttum yine, siz takılın öyle. 😉

Zuhal DURSUN

Yazıyoooor yazıyorrr, kıdem tazminatı düzenlemesinin rafa kalktığı yazıyorrrr!

Aylardır kıdem aşağı kıdem yukarı konuşuyoruz. Haberleri okuyoruz, görüşmelerin sonuçlarına odaklanıyoruz.

Birçok asılsız haber kulaktan kulağa yayıldı, çalışanlar Cem Yılmaz’ ın Gana Temsilcisi gibi etrafına bakındı, İnsan Kaynakları çalışanlarına soru yağmurları yağdı. Herkesin ağzında bir ‘Kıdem Tazminatı ne olacak?’

 

kıdem tazminatı (2)

 

Vallahi sayın okurum ben de ne olacak diye bekliyordum, haberleri tarıyordum, hatta kategori açmıştım bu alan için özel. Lakin kii Faruk Çelik açıklamasını yaptı. ‘ Taraflar cesur adımlar atmadığı için tasarıyı rafa kaldırdık.’ dedi.

Bizlere bundan sonra mobbing yüzünden işinden ayrılmak zorunda kalmış ve kıdem tazminatı alamamış çalışanların örneklerini vermekten başka bir alan kalmadı sanıyorum.

Umarım mobbing, sigortanın asgari ücretten gösterilmesi, maaşların düşük yatırılması, sebepsiz prim cezaları, adaletsiz uygulamalar konusunda denetim sıkıya alınır da çalışanlar işverenleri ile kendileri arasında hak koruyacak bir makam aramak zorunda kalmazlar.

Zira iş sözleşmelerimiz günümüz iş dünyasında hala gerçeği yansıtmıyor..

 

Zuhal DURSUN

İK’da Yeni Yaklaşımlar / Çok Kültürlülük & Yetkinliklerin Yönetimi Etkinliği’nden Notlar

İki haftadır bu etkinlikten birkaç not yazmak için bilgisayar başına oturup bambaşka yazılar yazarken buldum kendimi ne garip..

2014 yılına geçen yıldan iş bırakarak girdim anlayacağınız. 🙂 Ama bu yıl bahane yok, erteleme yok, daha enerjik bir Zuhal olacak dedim kendime ve yazı yazacak zamanı çekip aldım hemen!

Etkinliğe yarım saatlik bir gecikme ile katıldığım doğrudur. Gecikme bahanem trafikti tabii ki ama asıl sebep Kabataş iskelesinde oturup yediğim o son tosttu sanıyorum 🙂

İskeleden kalkan servislerle Bilgi Üniversitesi Santralİstanbul kampüsüne ulaştım. İlk defa gittiğim bu kampüs hızlı adımlarla geçmeme rağmen çok etkiledi beni gerçekten. Merdiven korkuluklarının parmağımı kesmesi dışında olumsuz tek bir yorum yapamayacağım. Aksine hayal gücümüzü zorlayan, sıra dışı bir mekan olmuş tüm öğrencilerini çok şanslı buldum diyebilirim.

İçeri girdiğimde Yrd. Doç. Dr. İdil Işık açılış konuşmasını yapmaktaydı. Etkinliğin öğleden öncesi daha çok iş dünyasına ayrılmıştı diyebilirim. Bu oturumları etkinliğe beraber katıldığımız arkadaşım Ali Cevat Ünsal http://alicevatunsal.wordpress.com/ sayfasında ayrıntılı şekilde anlatmış. Kolaya kaçarak bu kısmı atlayabilir, oturumun 2. yarısından notlar sunabilirim size.

Bildiğiniz üzere etkinliğin odak noktası, farklılık, çeşitlilik, eşitlik ve global insan kaynakları kavramları oldu. Bu bağlamda Brunel Üniversitesi’nden Prof. Mustafa Özbilgin çeşitlilikleri kabul etmek ve eşitlik üzerine bir konuşma yaptı. Sık sık dinleyicilerinin fikrini alan Özbilgin, eşitliğin ancak farklılıkların adil yönetimiyle mümkün olacağını dile getirdi. ‘Eşitlik sadece laf değildir, değişimdir’ diyen Özbilgin İngiltere, Fransa ve Türkiye’ de farklılık yönetimi hakkında görüşlerini dile getirdi. Şirketlerin eşitlik tanımını belli birkaç madde ile daralttığını savundu. İnsan Kaynaklarının esnekliğinin sağlanmasının bu konuda en önemli adım olacağını dile getirdi. Tüm yönetimlerde eşitlik uygulamalarından önce kimlerin imtiyaz sahibi olduklarını, ne tür imtiyazların kazanıldığını, bu imtiyazların nasıl kazanıldığını gözlemlemenin doğru olduğunu iletti.

Eşitlik ve farklılık yönetiminde esas olan ‘Kaynağınızda istek var mı?’ sorusunun cevabıymış. Liderin kabul etmesi ve kaynağın (örgütün) hazır olması eşit uygulamaları mümkün kılıyormuş.

Tüm bu konuşmaların arasında bir de fotoğraf sundu ki, gülmekten kendimizi alamadık. İşte farklılık ödülü alan bir ekip:

mustafa ozbilgin

Akabinde farklılık yönetimi çalışmalarının genellikle İngiltere ve Amerika kaynaklı olmasını vurguladı ve kendi lokasyonumuzdaki farklılıkların farkında olmamız gerektiğini iletti.

Namık Kemal Üniversitesi’nden  Çiğdem Vatansever, İK’da çeşitliliğin yönetilmesi konusunda yaptıkları araştırmalardan derlemeler yaparak güzel bir sunum yaptı. İnsan Kaynakları alanında, departmanlarında trend olan konuları, kavramları günümüze kıyasla anlatmaya çalıştı. Çalışmalar henüz hazırlık aşamasında olduğu için ileri bir tarihte bu çalışmanın son haline dair bir yazı yazmayı düşünüyorum ve çok ayrıntıya girmiyorum.

çiğdem vatansever

Sonrasında Borçelik İnsan Kaynakları sözü aldı. Mavi yakalı çalışanları ile iş kazalarının oranını birlikte düşürme projelerini anlatan, firmanın tüm sosyal faaliyetlerini içeren bir sunum yaptılar.

Beni asıl vuran ve hatta ağlamama sebep olmuş en kıymetli çalışma Boğaziçi Üniversitesi’nden Birgül Sarıoğlu’nun Global İnsan Kaynağı Yetiştiren Sınıf Öğretmenleri Araştırması oldu. Tabii ki çalışmanın adı bu değildi ama bende bıraktığı iz bu yönde olmuş.

Hepimiz sınıf öğretmenlerimizden izler taşıyoruz farkında olmasak da. Birgül Sarıoğlu da madem ki çeşitliliğin, farklılıkların yönetimi öncelikle global olarak yetkin olmaktan geçiyor o zaman işe sınıf öğretmenlerinden başlayalım demiş ve araştırmasını bu yönde başlatmış.

Orta öğrenimde benzer davranışlar sergileyen öğrencilerin ilkokulda aynı sınıf öğretmenlerinden mezun olduklarını gözlemlemişler önce. Sınıf öğretmenlerini belli kriterlerin varlığı- yokluğu noktasında çalışmalarına dahil etmiş ve önemli bulgulara ulaşmışlar. Birgül Hoca anlatırken öyle dalmışım ki kendi çocukluğuma, ilkokul öğretmenimin bende bıraktığı o olumsuz duygulara, bir anda kahramanım ilan ettim Sayın Sarıoğlu’nu.

2. sınıfta bir piyes yazıp, arkadaşlarımı sigaranın zararları konulu bir tiyatro etkinliği hazırlamak konusunda ikna etmiş bir öğrenciydim ben. Öğretmeni Ayşe Selimoğlu’ndan sınıfın ortasında bu yüzden tokat yemiş bir çocuktum. Sonra aklıma gelen hiçbir fikri açmadım öğretmenlerime üniversiteye kadar. Çocukluğuma inip orada bulduğum bu kötü hatıra bile bir sınıf öğretmeninin global insan kaynağı yetiştirebilmek noktasında ne kadar kilit bir yerde olduğunu açıkça ortaya koyuyor bence.

Bu çalışmanın çok başarılı olmasını diliyorum en içten, en gönülden. Ebeveynlere ve öğretmenlere diyorum ki; tüm yönetim organizasyonları globalliği zorunlu kılıyor. Çeşitliliğin farkında olan ve çeşitli insanlarla düzgün iletişim kurabilen bireyler günümüzde olduğu gibi gelecekte de başarıyı elde edecekler. Sizler birer İK uzmanısınız aslında. Lütfen global yetkinliklerle donatın kaynaklarınızı ve hiçbirinin fikrini rahatça dile getirmesinin önündeki engel olarak anılmayın hayatınızın hiçbir döneminde.

Yılın ilk yazısını yazarken, içimin en çocuk diliyle, en güzel dileğimi diledim sanırım. 🙂

Global yetkinlikte kaynakların yetiştiği yıllar dileğiyle.

 

                                                                                                                                                                                                     Zuhal DURSUN

 

İçimin Zuu’hali (Dipnot da diyor bazı bloggerlar): Birgül Sarıoğlu’nun fotoğrafını da koyayım yazıya dedim lakin cep telefonu şarjımın azizliğine uğradım maalesef. İdil Işık Hoca’ya da ilgisi ve evinde ağırlıyormuşçasına misafirperverliği dolayısıyla en içten teşekkürlerimi bir borç bilirim.